Hodomor, 1932-1933 yıllarında Stalin tarafından bütün bir ülke olarak açlığa mahkum edilen Ukrayna'da 7 milyon insanın açlıktan öldüğü soykırıma verilen ad.
 

ovyetler Birliği'nin lideri Joseph Stalin Ukrayna'da kıtlığa sebep olacak bir dizi girişim başlattı. Amacı, bağımsızlık peşinde olan Ukrayna halkını yok etmekti. Sonuç olarak, Avrupa'nın tahıl ambarı olarak bilinen bu tarım ülkesinde yaklaşık 7 milyon insan, kendi elleriyle ürettikleri yiyecekten yoksun bırakıldığı için hayatını kaybetti.

Ukrayna bağımsızlık hareketi Stalin döneminden önce başlamıştı. Ukrayna, 200 yıl boyunca Çarlık Rusyasının egemenliği altında kalmıştı. Mart 1917'de Çarlık rejiminin çökmesiyle uzun zamandır beklenen bağımsızlık fırsatı nihayet gelmişti.

İyimser Ukraynalılar ülkelerinin bağımsız bir Halk Cumhuriyeti olduğunu ilan ettiler ve eski başkent Kiev'i hükümetin merkezi yaptılar.

Ne var ki, özgürlükleri kısa süreli oldu. 1917 yılının sonuna gelindiğinde Sovyetler Birliği'nin ilk lideri Vladimir Lenin önceden Çarların hakimiyeti altında bulunan bütün bölgeler üzerinde, özellikle de verimli Ukrayna toprakları üzerinde hak iddia etti. Bunun sonucunda, Ukrayna dört yıl boyunca kaosa ve savaşa sürüklendi. Ukrayna ordusu, Lenin'in Kızıl Ordusu'na ve hâlâ Çar'a bağlı Beyaz Ordu'ya karşı savaşmanın yanısıra Almanlar ve Lehler gibi diğer işgalci güçlere karşı da savaştı.

1921'de savaş Sovyetlerin zaferiyle sonuçlanırken, Ukrayna'nın batı kesimi Polonya, Romanya ve Çekoslovakya arasında paylaşıldı. Sovyetler, Moskova'daki ve diğer büyük Rus şehirlerindeki aç insanları doyurmak üzere çok büyük miktarlardaki tahılı hemen sevk etmeye başladılar. Kuraklığın da ülkeyi vurmasıyla birlikte Ukrayna'da yaygın bir açlık ve Lenin'e ve Sovyetler'e karşı bir öfke dalgası yükseldi.

Artan öfkeyi azaltmak amacıyla Lenin ülke üzerindeki idaresini gevşetti, çok fazla tahıl almayı durdurdu ve hatta malların serbest değiş-tokuşuna izin verdi. Bu taze hava insanların bağımsızlık isteklerini canlandırdı ve ulusal bir canlanma hareketi başladı.

Ama Lenin 1924'te öldüğünde yerine, dünyanın en acımasız diktatörlerinden biri olan Joseph Stalin geldi. Stalin'e göre Ukrayna'daki filizlenen ulusal canlanma hareketi ve azalan Sovyet etkisi kesinlikle kabul edilemezdi. İnsanların özgürlük ruhunu yok etmek için Sovyetler Birliği'nde başarıyla uyguladığı yöntemlerin aynısını burada da uygulama başladı. Böylece 1929'dan itibaren 5.000 Ukraynalı akademisyen, bilim adamı, kültürel ve dinî lider, silahlı bir ayaklanma planlamakla suçlanarak tutuklandı. Bu gerçek-dışı suçlamayla tutuklananlar ya yargılanmaksızın infaz edildiler ya da Rusya'nın uzak bölgelerindeki çalışma kamplarına gönderildiler.

Stalin aynı zamanda kollektivizasyon olarak bilinen Sovyet toprak sistemini de uygulamaya başlattı. Kollektivizasyon, halkının yüzde 80'inin geleneksel çiftçi olduğu bir ülkede bütün özel çiftliklere ve çiftlik hayvanlarına el konulmasıyla sonuçlandı. Bu çiftçiler arasında Komünistlerin Kulaklar adını verdiği bir sınıf da bulunuyordu. Bunlar 10 veya daha fazla dönüm arazisi olan ve yanlarında işçi çalıştıran zengin çiftçilerdi. Stalin gelecekteki bir ayaklanmanın başını Kulakların çekeceğine inanıyordu, bu yüzden de "Kulakların bir sınıf olarak tasfiyesi"ne yönelik bir politikayı uygulamaya başlattı.

"Halk düşmanı" ilân edilen Kulaklar bütün mallarına el konularak evlerinden kovuldular. Bu Kulak ailelerine yardım edilmesi yasayla yasaklandı. Bazı araştırmacılar yaklaşık 10 milyon kişinin evlerinden kovulduğunu tahmin ediyorlar. Bunlar yük vagonlarına bindirilerek Sibirya'da "özel yerleşimler"e gönderildiler. Bunların üçte biri çok çetin hayat şartlarına dayanamayarak hayatını kaybetti. Aynı zamanda, erkekler ve yetişkin erkek çocuklar, çocuksuz kadınlar ve evlenmemiş kızlar Sovyetlerin işlettikleri madenlerde ve büyük sanayi projelerinde köle-işçi olarak çalıştırıldılar.


Ukrayna'da ise bir zamanların çiftçileri olanlar büyük kollektif çiftliklerde çalışan kırsal fabrika işçileri düzeyine düştüler. Zorunlu kollektivizasyon sistemine katılmayı reddeden herkes Kulak olarak suçlandı ve sürgüne gönderildi.

Hevesli genç Komünist aktivistleri kullanarak bir propaganda kampanyası başlatıldı. Bu gençler ülkenin dört bir yanına giderek halkın Sovyet rejimine desteğini kazanmaya çalıştılar. Ne var ki bu çabalar başarısız oldu. Propagandaya, süregiden baskı ve tehditlere rağmen insanlar isyan eylemleriyle ve sabotajlar yoluyla direnmeyi sürdürdüler. Evlerini vermektense yaktılar. Mülklerini, alâtlerini ve çiftlik hayvanlarını kollektiflerden geri aldılar, yerel Sovyet otoritelerini taciz edip kimileyin suikastlerle öldürdüler. Bu durum onları Joseph Stalin'in iktidarı ve otoritesiyle karşı karşıya getirdi.

İsyanı bastırmak üzere Sovyet askerleri ve gizli polisleri ülkeye gönderildi. Ayaklanan köylülerin karşısına dikilip başlarının yukarısına uyarı ateşleri açtılar. Ve kimi durumlarda doğrudan doğruya insanların üzerine ateş ettiler. Stalin'in gizli polisi GPU (önceki KGB) insanları yıldırmak amacıyla bir terör kampanyası başlattı. GPU mangaları işbirliğine yanaşmayan çiftçilere sistematik olarak saldırılar gerçekleştirip, onları öldürdüler.

Ama direniş sürdü. İnsanlar Sovyet çiftlik mekanizması içerisinde yer almayı reddediyorlar ve Sovyet öncesi hayat tarzlarına geri dönmek istiyorlardı. Bazıları çalışmayı reddediyordu, bu şekilde buğdayı ve yulafı hasat edilmemiş tarlalarda çürümeye terkediyorlardı. Bir kez daha kendilerini Stalin'le karşı karşıya getiriyorlardı.

Moskova'da, Stalin onların bu kararlı başkaldırışına tepki vermekte gecikmedi ve bile bile kitlesel bir açlığa sebep olup, milyonlarca insanın ölümüyle sonuçlanacak bir politikanın uygulanması emrini verdi.

1932 ortalarına gelindiğinde Ukrayna'daki çiftliklerin neredeyse yüzde 75'i zorla kollektifleştirilmişti. Stalin'in emirleri üzerine, Sovyetler Birliği'ne gönderilen gıdaların kotaları 1932 yılının Ağustos ve Ekim aylarında ve yine 1933 yılının Ocak ayında büyük oranda yükseltildi, ta ki Ukraynalıları besleyecek hiçbir gıda kalmayıncaya kadar...

O yıl Ukraynalıların hasat ettiği çok büyük miktardaki buğdayın çoğu dış pazara satıldı. Elde edilen para Stalin'in Sovyetler Birliğinin modernizasyonu için giriştiği Beş Yıllık Planını ve devasa askerî takviyesini finanse etmeye yardımcı olmak üzere kullanıldı. Eğer buğday Ukrayna'da kalsaydı, tahminlere göre bütün Ukrayna nüfusunu iki yıl boyunca besleyebilirdi.

Ukraynalı Komünistler tahıl kotalarının azaltılması için Moskova'ya acilen başvurdular ve aynı zamanda gıda yardımı talebinde bulundular. Buna karşılık Stalin onları açıkça suçladı ve Ukrayna Komünist Partisi'ni tasfiye etmek üzere 100 bin sadık Rus askerini üzerlerine yolladı.

Sovyetler, bununla da kalmayıp, Ukrayna'nın sınırlarını kapatarak herhangi bir gıda girişini engellediler ve bu şekilde ülkeyi devasa bir toplama kampına çevirdiler. Ukrayna'da bulunan Sovyet polis kuvvetleri ise ev ev dolaşıp stoklanmış bütün gıdalara el koydular ve köylü ailelere tek bir lokma bile bırakmadılar. Bütün gıdalar Devlet'in "kutsal" malıydı. Devlet malını çalarken yakalanan herkes, bu çaldığı şey bir buğday veya mısır sapı bile olsa, kurşuna dizilebilir veya en az 10 yıl hapse mahkûm edilebilirdi.

Açlık bütün bir Ukrayna'ya hızlı bir şekilde yayıldı ve kötü beslenmenin ilk etkileri çocuklar ve yaşlılarda görülmeye başlandı. Süregiden açlığın etkisiyle kolları ve bacakları çubuğa dönen çocuklar açlıktan ölmeye başladılar. Kırsal bölgelerdeki anneler kimi zaman, bir deri bir kemik kalmış çocuklarını Kiev gibi şehirlere giden trenlerin vagonlarına atıyorlar, oralarda birilerinin çocuklarına acıyıp, onlara bakacağını umuyorlardı. Ama şehirlere kırsal bölgelerden çocuklar ve yetişkinler akın etmiş bulunuyordu. Ve açlıktan sokaklara yığılıp kalarak ölen bu insanlar at arabalarına yüklenerek toplu mezarlara gömülüyordu.

Polis ve Komünist Parti yetkilileri oldukça iyi besleniyorken, umarsız Ukraynalılar çalı ve ağaç yaprakları yediler, köpekleri, kedileri, kurbağaları, fareleri ve kuşları öldürüp pişirdiler. Açlıktan aklı başından gitmiş bazıları ise yamyamlığa başvurdular. Hatta kimi ana-babaların kendi çocuklarını yedikleri görüldü.

Bu sırada, yakınlardaki Sovyet denetiminde bulunan tahıl ambarlarında henüz Ukrayna dışına gönderilmemiş bulunan büyük 'rezerv" tahıl stokları ağzına kadar doluydu. Bazı yerlerde tahıl ve patates açıkta yığınlar halinde depolanmıştı ve bunlar dikenli tellerle ve yiyecek almaya çalışan herkese ateş ederek öldüren silahlı GPU muhafızları tarafından korunuyordu. Üretim için gerekli olduğu düşünülen çiftlik hayvanlarının beslenmesine izin veriliyorken, onların arasındaki insanların yiyecek tek bir lokma yiyeceği bile bulunmuyordu.

1933 baharında, Ukrayna'da açlığın doruk noktasına vardığı günlerde, günde yaklaşık 25 bin kişi açlıktan ölüyor, köylerde tek bir insan hayatta kalmıyordu. Avrupa, Amerika ve Kanada'da Ukrayna kökenli insanlar ve diğerleri geçen açlık haberleri üzerine Ukrayna'ya yiyecek gönderdiler. Ama Sovyet otoritelerigönderilen hiçbir yiyeceğin sınırdan içeriye girmesine izin vermedi. Açlığın varlığını inkâr etmek ve dolayısıyla her türlü dış yardımı reddetmek Sovyetler Birliği'nin resmî politikasıydı. Açlığın gerçekten de var olduğunu iddia eden herkes Sovyet-karşıtı propaganda yapmakla suçlanıyordu. Sovyetler Birliği içerisinde bir cümle içerisinde "kıtlık" veya "açlık" kelimelerini kullanan bir kişi hapsi boylayabiliyordu.

Sovyetler açlığı inkâr edişlerini yabancı basın ve uluslararası ün sahibi kişileri Sovyetler Birliği ve Ukrayna'da dikkatli bir şekilde düzenlenmiş fotoğraf fırsatları yoluyla kandırarak desteklediler. Yazar George Bernard Shaw bir grup İngiliz ileri geleniyle birlikte Sovyetler Birliği'ni ziyaret etti ve dünyaya olumlu izlenimler aktardı. Eski Fransa Başbakanı Edouard Herriot'a beş günlük iyi ayarlanmış bir Ukrayna gezisi yaptırıldı ve burada kendisine Kiev'deki çeki-düzen verilmiş caddeler ve "model" bir kollektif çiftlik gösterildi. O da olumlu bir izlenimle ülkeden ayrıldı ve Ukrayna'da gerçekte açlığın sözkonusu olmadığını söyledi.

Moskova'da ise Sovyetler Birliği'nde çalışan altı İngiliz mühendis tutuklandı ve sabotaj, casusluk ve rüşvet vermekle suçlanarak haklarında ölüm cezası istemiyle dava açıldı. Bu sansasyonel göstermelik mahkeme gerçekte yabancı gazetecilerin ilgisini Ukrayna'daki açlıktan uzaklaştırmak amacını taşıyordu. Gazeteciler, eğer açlıkla ilgili yeni haberler yazacak olurlarsa mahkemeyi izlemelerine izin verilmeyeceği konusunda uyarıldılar. Çoğu yabancı basın Sovyetlerin bu talebine boyun eğerek ya açlktan hiç söz etmediler, ya da açlığın var olmadığı yolundaki resmi Sovyet propagandası doğrultusunda haberler yazdılar. Bunlar arasında Pulitzer ödüllü gazeteci Walter Duranty de vardı. Duranty, New York Times'da "...açlıktan söz etmek saçmalıktır" diyordu.

Batılı devletler ise her ne kadar gizli diplomatik kanallar yoluyla Ukrayna'da yaşanan gerçekleri biliyor da olsalar, açlık karşısında pasif bir tutum benimsediler. Stalin'in Soyvetler Birliği'ni modernleştirme yolundaki Beş Yıllık Planı Batılı ülkelerden çok miktarda mal ve teknoloji alımına dayanıyordu. Batılı ülkeler Ukrayna'daki açlık meselesi yüzünden Sovyetler Birliği ile yaptıkları kârlı ticaret anlaşmalarından olmak istemiyorlardı.

1933 yılı sonunda Ukrayna nüfusunun yaklaşık yüzde 25'i hayatını kaybetti. Ölenlerin 3 milyonunu çocuklar oluşturuyordu. Kulaklar bir sınıf olarak ortadan kaldırıldı ve çiftçilerden oluşan bütün ulus yıkıma uğratıldı. Hedefine ulaşan Stalin Ukrayna'ya gıda dağıtımına izin verdi ve bu şekilde açlık yavaş yavaş sona erdi. Ne var ki, açlığı izleyen yıllarda "ülke içindeki düşmanlar" eziyete uğramayı ve sürgüne gönderilmeyi sürdürdüler. 1941 yılında ise ülke Nazi Almanyasının saldırısına uğradı. Hitler'in ordusu, tıpkı önceki işgalciler gibi, Avrupa'nın tahıl ambarını soymak istiyordu.