Erken saatların bahçede gezinen güneşi
Susmuş ruhun gömüsü, tek kavuştağı ağıtın
Ağaçsız deniz üstündeki yol gösterici, sen,
Yön belirten ışık, geleceği söyleyen çanak,
Anlat bana Gılgamış’ın başından geçenleri.

O ki, uykusuz bal dolu akik bir sağrak,
Lâcivert taşından bir kap, evcil yağ dolu,
Saçı sunmuştu sana, ilk ağlayışında,
O ki, üçte bir insan, üçte iki tanrı,
Renkli sedire uzandı artık, yatacak.

Yüce kıral Gılgamış, Uruk’un baş duvarcısı,
Bilge tanrıça Ninsun’un oğlu, hangi esinle
Aradı ölümsüzlüğü ağzında ırmakların,
Sen, dağı ovaya yıkan, geçmişteki gelecek,
Anlat bana onun ikinci kez ağlayışını.

Yiğitler de, erenler de Ay’a benzerler,
Gittikçe büyür, ışır, solup gider sonra,
Sürülerle yıldız geçer omuz başından,
Her şeyi bilendi o, gizleri görürdü,
Yüreğin sesi tohumsuz yağmura döner.

Ekip biçme, sıcak soğuk bitmez durdukça dünya,
Gece, başını kanadının altına koydu mu,
Susar otların altındaki gizemli çıtırtı,
Sağanağa tutulan güçlü dağ arpası titrer,
Ölümlü Gılgamış’ın dönüşünü anlat bana.

Ve tufan sonrası neden başladı tüm canlılar,
Acı veren yasalar yeniden, onurlu direnç,
Neden başladı insanın taşıl kemikten sabrı,
Kire bulanmış eski ruhlar verildi yeniden,
Oysa kül olan erdemin ödülü kalmalıydı.

 

Künye: Anday, Melih Cevdet. Ölümsüzlük Ardında Gılgamış, Adam Yayıncılık, İkinci Basım: 1982.