Giriş
 

917 Rus Devrimi 20. yüzyılın en büyük devrimlerinden biridir. Bu devrimin önderleri, sosyal adaletin sağlanması yönündeki radikal programları doğrultusunda baştan başa yeniden biçimlenecek yeni bir toplum öngördüler. Küçük bir öncü sanatçılar grubu çok geçmeden bu vizyonu benimsedi ve yeni toplumun ortaya çıkmasına yardım edecek yeni sanat formlarının yaratılması peşine düştüler. Aleksandr Rodchenko (1891-1956) bu sanatçıların en yetenekli ve üretken olanlarından biriydi.

Rodchenko Devrim’in ideallerine derinden bağlıydı ve eserleri Rusya’nın 1920’ler ve 1930’lardaki çalkantılı ve trajik tarihinden ayrı olarak anlaşılamaz.

Rusya’yı üç yüzyıldır yöneten Romanov Hanedanı Birinci Dünya Savaşı sırasında, 1917 Şubat’ında çöktü. Vladimir Illich Lenin’in ve onun Bolşevik Partisi’nin önderliğindeki Ekim Devrimi, Çar’ın tahttan indirilmesinden sonra ortaya çıkan demokratik Geçici Hükümeti devirdi. Adı sonradan Komünist Parti olarak değiştirilecek olan Bolşevik Partisi işçi sınıfı adına militan bir diktatörlük oluşturmaya başladı. 1921 başlarında, üç yıl süren kanlı iç savaşın galibi olarak çıktılar ve 1922 yılında Rus İmparatorluğu’nun adını Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) olarak değiştirdiler.

 

 

Ondokuzuncu yüzyılın sonundaki sanayinin büyümesi çarı deviren güçlerden biriydi. Ama 1920’lerin başlarında Rusya hala büyük ölçüde okuma-yazma bilmeyen köylülerden oluşan bir tarım ülkesiydi. Teknolojik ilerleme Komünist sosyal programın köşe taşıydı. Ve bu, Ocak 1924’te Lenin’in ölümünden sonraki iktidar mücadelesini kazanan Josef Stalin’in başlıca hedefi haline geldi. 1928 yılında Stalin hızlı sanayileşme ve tarımın zorla kollektifleştirilmesi yönündeki, insanî maliyeti çok ağır olan İlk Beş Yıllık Plan’ı yürürlüğe koydu.

Stalin, 1953 yılında ölünceye kadar, acımasız bir totaliter devleti yönetti. 1930’lar boyunca milyonlarca Rus hapse atıldı veya öldürüldü. Bağımsız sanat baskı altına alındı ve devrimci avangarddan geriye kalanlar ancak Stalin’in rejiminin gereklerine kendilerini uydurabildikleri ölçüde varlıklarını sürdürebildiler. 

1891 yılında doğan Rodchenko Devrim’le birlikte sanatsal olgunluğa erişti. 1918-1921 yılları arasında yeni kültür bürokrasisinde sivrilmeye başlarken son derece yenilikçi bir soyut resim ve heykel programı yürüttü. Diğer sanatçılarla birlikte –ki bunlar arasında yaşam boyu hayat arkadaşı olan Varvara Stepanova da vardı-  Konstrüktivist hareketi kurdu. Sanatsal ilerleme yönündeki avangard hedefle toplumsal ilerleme yönündeki siyasi hedefi birleştiren Konstrüktivistler sanatın maddî ve biçimsel mantığı üzerine yaptıkları sistematik araştırmaların Komünist bir toplumun yaratılmasında vazgeçilmez olduğunu düşünüyorlardı.

1921’de, teorilerindeki enerjik mantık ve toplumu temsil etme yönündeki ideali Rodchenko’yu resmin sonunu ilan etmeye ve topluma hizmet için alternatif araçlar ortaya koymaya yöneltti. Bu gözüpek atılım onu tasarım, fotokolaj ve fotoğrafın birçok alanını derinlemesine araştırmaya yöneltti. 1920’lerde iyimserlik ve zekâ, Rodçenko’nun sanatçı-mühendis tarafından düzene konulacak bir ideal dünya yönündeki samimi düşlerini yoğurdu. Ama bu paradoks Stalinizm’in siyasi ve kültürel ikliminde uzun süre varolamadı. Kendini uyarlama çabalarına rağmen, Rodçenko kendini Sovyet kültürünün sınırlarında buldu ve yaşamının son yirmi yılının çoğunu hüsran dolu bir yalıtılmışlık içerisinde geçirdi. Ve Nikita Kruşçev’in Stalin’in suçlarını kınadığı 1956 yılında hayata gözlerini kapadı.

Rus Devrimi ile yakın bağları olan Rodçenko, İki Dünya Savaşı arasında Avrupa avangardının da önde gelen bir ismiydi. Savaş-öncesi avangardının sanatın işleyişi hakkındaki araştırıcı öz-bilinçliliğini miras aldı. Durmaksızın kendisini yenileyerek, çalıştığı birçok alanın herbirinin sınırlarını genişletti. Ama toplumsal angajmanı sanatsal yeniliklerini beslemekle birlikte, aynı zamanda, ütopik gayelerin yerini azılı bir diktatörlüğe bırakmasıyla onu büyük bir trajedinin içine de itti.