Marifet Yolu
Ahmet er-Rıfai Hazretleri

 

 

Kardeşim, sen başka, nefsin başka. Nefsin sen değildir. Gözünün her gördüğü, şekil ve keyfiyetiyle kalbinde bir tahayyül bırakan herşey gayrdır, masivadır, Hak değildir. Rabbimizin keyfiyetini idrakler kavrayamaz, gözler anlayamaz.

Biz, Allah doyurmazsa hep aç, giydirmezse hep çıplak olan acizleriz. Allah bize hidayet vermezse büsbütün dalalette kalırız. Aklı başında olanın yapacağı, sıkıntı veya genişlik zamanlarında Kerim olan Allah’ın dergahına ilticadan başka ne olabilir? Mahluk nedir ki? Zayıf, aciz, muhtaç ve hiç.

Nefsin isteklerinin en kötüsü masivaya değer vermek ve halkın Hak ile meşguliyete perde olmasıdır. Akıllı kişi, hangi düşünce ile Halık’ı bırakıp mahluka yönelebilir? Cenab-ı Hak’tan başkasının bu alemde az veya çok, cüz’i veya külli bir tesirinin bulunduğuna inanmak şirktir.

Ey kardeşlerim! Yarın huzur-ı ilahide beni mahcub etmeyin. İyi amel sahibi kimseler hep göçüp gittiler. Dervişin her nefesi kibrit-i ahmerden daha değerlidir. Vakitlerinizi boşa harcamayın. Zaman öyle bir kılıçtır ki, derviş onu iyi amellerle kat etmezse, zaman onu keser.

Arifler derler ki: “Zühd, emelleri, arzuları azaltmaktır. Bayağı yemekler yemek, abalar giymek değil. Kim dünyadan zühd eder, yüz çevirirse Allah ona bir melek müvekkel kılar da o melek onun kalbine hikmet tohumlarını eker.”

Allah’a itaate devam et. Onun kazasına rıza göster. Zikrullaha ünsiyet peyda et ki, allah’ın seçkin kullarından olasın. Marifetullaha eren kişi, kaderin kederinden kurtulur. Çünkü gerçek arif, mahlukattan tecerrüd ile Hakk’a hicret edendir.

Kalp aynası gafletle kirlenirse hakikat nurları yansımaz ve ilham yolları kapanır. Vehim bulutlarının ve hayal sislerinin çökmesiyle ifade ve beyanın yüzü kararır. Güneş tam anlamıyla doğsa bile, âmâya ne fayda verebilir? Güneşin ziyasını görebilme kabiliyetinden mahrumdur âmâ. Öyleyse ziyanın çokluğu, ona ne fayda sağlayabilir? Kudret-i ilahiyye güneşine nisbetle bizim de durumumuz aynıdır. İdrak gözlerimiz zayıf ve gaflet bulutlarıyla perdeli. Cemalullah’ı görebilecek gözlerimiz yok. Azamet-i ilahiyyenin mehabetini taşıyacak kalpten mahrumuz. Fanilik yolu bizi alıp götürüyor; bilmediğimiz tehlikeli neticelere sevkediyor, önümüz kapalı. Emel denizinde hırs rüzgarlarıyla ve tama’ yelkenleriyle akıp duran helak gemisinde çalkalanıp duruyoruz. Bu gemi bizi ecel enginlerine doğru götürüyor. Bizim üzüntü ve kederimiz hala gelip geçici olan fani dünyanın işlerini görmek. Hadisatın elinde oyuncak olmuşuz, fanilik ve ölüm çığlıkları, kulaklarımızı dolduruyor olduğu halde.

Zamanınızı size fayda sağlamayan şeylerle heder etmeyiniz. Çünkü her nefesiniz sayılmakta ve yazılmaktadır. Size gurur veren şeyden sakınınız. En kıymetli varlıklarınız olan vakitlerinizi ve kalplerinizi iyi muhafaza ediniz. Vakitlerinizi heder, kalplerinizi ihmal edecek olursanız en faydalı şeyleri elinizden kaçırmış olursunuz.

Kul abd-i kamil olamaz, hürriyet mertebesine ulaşmadıkça. Gerçek hürriyet ise masivanın esaretinden bil-külliye kurtulmaktır.

Nefsini düzeltip durumunu ıslah etmeye çalış. Sen Rabbinin ibadetinden koparsan, üzerinde Allah’a ibadet ettiğin yer sana gözyaşı döker. Sana olan sevgisinden ve durumuna olan üzüntüsünden.

Gitmediğim zor bir yol, hakikatine vakıf olmadığım bir meslek kalmadı. Hikmet ve gayretimle hepsini, perdelerini kaldırıp açtım, her kapıdan girdim. Fakat hepsini çok kalabalık buldum. Tevazu ve mezellet kapısına varınca onu çok tenha buldum ve oradan matlubuma vasıl olma imkanı buldum. Diğer kapıların talipleri hala yerlerindeler. Rabbim bana fazl u ihsanından hiçbir gözün görmediği ve hiçbir kulağın işitmediği ve asrımız insanlarından hiçbirinin hayal edemeyeceği lütuflarda bulundu.

Sırr-ı hakikat aşikardır. Marifet sancağı açılmıştır, vuslat kapısı da açıktır. Sizin bu yüksek hakikatleri göremeyişiniz  dünya sevgisinden ve ölümü unutmanızdandır. Hayret o kimseye ki, öleceğini bilir, fakat ölümü unutur. Dünyadan ayrılacağını bilir ama ona gönülden bağlanır ve günlerini dünya sevgisiyle heba eder. Yine hayret şu kimseye ki, Rabbine döneceğini bilir fakat O’ndan kopup masivaya iltifat eder.

Hakikat-ı hali aczlerinin ve kusurlarının farkında olanlar bilebilir ancak. Kainatın seyyidi Efendimiz (s.a.v.) “Sen Kendini sena ettiğin gibisin, ben Seni hakkıyla sena edemem” buyuruyor. Bir başka zat da “İdraki bile idrakten acizlik gerçek idraktir” diyor. Bu ise görülen bir varlığın, kendisini ortaya çıkaran varlıktan münezzeh olarak hasıl olamayacağının itirafıdır. Çünkü bu sözün manası: vücudunu bildim, fakat sıfatlarını sayamam, zatını idrak edemem, benim vücudum Senin varlığının zaruri bir neticesidir. Ben Senin malumunum ve varlığım Seninle kaimdir. Bu yüzden inkar edemeyeceğim bir surette Senin varlığını itirafa mecbur oldum. Bende olan tecelliyatın noksanını itiraf ile Sana ihtiyacımı, kusur ve aczimi ortaya koymuş ve ben Senin namütenahi kemalinden sınırlı olan noksanımın tamamlanmasını istedim. Buna da güç yetiremedim. Bu sefer azamet ve celalinin bana şöyle seslendiğini duydum: “Ey sonradan yaratılan ve ömrü sınırlı olan varlık sahibi! Sonradan yaratıldığını bil, yapamayacağın şeylerle uğraşıp durma!”

 

Kaynak: Ahmet er-Rifai. Delillerle Marifet Yolu. Çeviren: Kamil Yılmaz, Erkam Yayınları, İstanbul.