İsrail istediği sessizliği sağlayamıyor
Larry Derfner

 

İsrail ordusunun Filistinlilere yönelik ihlallerini araştıran Sessizliği Kırmak adlı kuruluş, Gazze ve Batı Şeria'da görev yapmış 21 askerin tanıklıklarını yayımladı. İsrailliler bu hikâyelerden bıkmış olabilir ama neyse ki İsrail'in dışında hâlâ vicdanı olan ve işgali eleştiren bir dünya var...

 

Sessizliği Kırmak adlı kuruluşun yeni raporundaki en şoke edici tanıklık bence 95 numaralı olanı. Kadın bir sınır muhafızı çavuş, ucuz küçük oyuncaklar satmak için İsrail’e sızmaya çalışan Filistinli çocukları nasıl yakaladıklarını şöyle anlatıyor:

Çocukların plastik torbalarını boşaltmak ve oyuncaklarıyla oynamak gayet rutindi. Yani oyuncakları top gibi birbirimize atmak...

Çocuklar ağladı mı? Hiç durmadan ağladılar. Korkmuşlardı. Bunu görmemeniz imkânsızdı. Yetişkinler de ağladı mı? Elbette. Onları aşağılamak... Amaçlarımızdan biri de buydu: Onu çocuğunun önünde ağlattım, altına doldurmasını sağladım.

İnsanların altlarını ıslattığı vakalar gördünüz mü? Evet. Neden ıslatıyorlardı? Özellikle dayak yerken. Haşat edene kadar dövüyoruz, tehdit ediyoruz, bağırıyoruz; korkutana kadar, bilhassa çocukların önünde korkutana kadar... Bir keresinde yine, bir yetişkin çocuğuyla birlikte gözaltına alınmıştı, çocuk küçüktü, dört yaşında falan. Çocuğa vurulmadı, fakat muhafız yetişkinin kendisine merhamet edilmesi için çocuğu yanına aldığını düşünerek rahatsız olmuştu. Ona dedi ki: “Sana acımamız için çocuğu yanına alıyorsun. Sana neyin ne olduğunu gösterelim o zaman.” Ve kıyasıya dayak attı ona, bağırdı, “Seni şuracıkta, çocuğunun gözü önünde niye öldürmeyeyim” dedi.

Ve aşırı korkudan altını mı ıslattı? Evet. Çocuğunun önünde mi?

Buna benzer yığınla hikâye var. Bunlardan konuşmak rutindi, özel bir tarafı yoktu...

Bu hikâyeler nerede anlatılırdı? Yemekhanede mi? Diğer subaylar da orada mıydı? Herkesin önünde mi? Herkesin önünde. Bir subay bilmediğini söylediyse yalan atıyordur. En azından üst rütbeliler biliyordu. Müfreze komutanları bunu daha az yapıyordu, fakat bölük komutanı, onun yardımcısı, operasyon subayı bunu hararetle teşvik ediyordu. Doğrudan bir teşvik değildi, devam edin, onları dövün demediler, fakat bu meşru görülen bir şeydi. Meşru görülmese böyle bir şey de olmazdı.

‘Hediyelik eşya aldık’

Sessizliği Kırmak, İsrail Savunma Gücü (IDF) askerlerinden oluşan bir grup ve geçenlerde son 10 yıldır Batı Şeria ve Gazze’de görev yapan 21 ismi gizlenmiş kadın askerin tanıklıklarını yayımladı. Masum Filistinlilerin aşağılanmasının ve dövülmesinin, paralarının ve mallarının çalınmasının, gelişigüzel vurulmalarının ve bazen silahsız şüphelilerin öldürülmesinin rutin olduğundan, genel bir dizginsiz vahşet ruhundan söz ediyorlar.

“İnsanlara acımasızca davranmayanlar, nefretle dolu olmayanlar da var, fakat atmosfer bu tür şeyleri meşrulaştırıyor. Benim gibi eğlenceye katılmayan bir kadın asker vardı yanımda, geri duruyor diye başına sürekli bela oldular” diye anlatıyor yine bir Sınır Muhafız çavuşu. (78. Tanıklık)

Sessizliği Kırmak son yıllarda ismi açıklanmayan muharip askerlerin işgal göreviyle ilgili çok sayıda tanıklığını yayımladı. Bunlar arasında [Gazze’deki] Dökme Kurşun Operasyonu’na katılan 26 askerinki de var. IDF’nin resmi tepkisi daima aynı: IDF sözcüsünün açıklamasına göre, askerlerin isminin belli olmaması kuruluşun ‘gerçek niyetini açığa vuruyor’.

IDF açıklaması “Doğruluklarını denetlemenin hiçbir yolu yok” ifadesiyle devam ediyor ve IDF’nin kötü davranış iddialarını araştırmak için ‘bir dizi kurumu’ olduğunu vurguluyor. IDF’ye bakılırsa, “Bu kurumlara başvurmak, yasadışı bir emrin verildiğine inanan her askerin hakkı ve sorumluluğu.”

Bunlar hoş laflar, fakat kadın askerlerin anlattıklarında görülen başka bir husus, sahada bir sessizlik yasasının galebe çaldığı. 66. Tanıklık’ta Nahal taburundaki bir kadın çavuş, talim üssüne vardığında askerlerin Kalkilya’daki ‘bir görev’den geri döndüğünü gördüğünü anlatıyor: “Bölüklerin arasından yürüdüm, hepsi gülüyordu ve mutluydu. Askerlerle biraz sohbet ettiğimde neredeyse hepsinin elinde tespihler ve küçük Kuranlar olduğunu gördüm. Bunları nereden aldıklarını sordum. Ne demek istiyorsun dediler. Kalkilya’daydık işte, evlerden hediyelik aldık.”

Ertesi gün tabur komutanıyla yaptığı görüşmede ona görüp işittiklerini anlatmış: “Rahatsız oldu, telefonu kaptığı gibi bahsi geçen bölük komutanını aradı. Aldığı cevap, ‘O kızı ömrümde hiç görmedim’ oldu. ‘Yalan söylüyor, hepsi uydurma. Kesinlikle hayır. Askerlerim asla böyle şeyler yapmaz.’ Bunun üzerine tabur komutanı ahizeyi bana verdi. Karşıdakine, ‘Dinle, bütün bunlar oldu’ dedim. ‘Sen de kimsin, seni zavallı bücür, hiçbir şey anlamıyorsun’ diye bas bas bağırmaya başladı bölük komutanı. Ve... o andan itibaren bölük beni dışladı... Komutan herkese benim bir muhbir olduğumu söyledi. Bölüktekiler beni görünce, komutana onlar hakkında konuştum diye ayağımın dibine tükürüyordu.”

Bence Sessizliği Kırmak kuruluşuyla konuşan askerlerin niye isimsiz olduğunu herkes biliyor: Çünkü kim oldukları bilinseydi, [Hem Hamas’ın hem de İsrail’in Dökme Kurşun Operasyonu’ndaki ihlalleri üzerine bir rapor yazan yargıç] Richard Goldstone’un bir boy küçüğü paryalar olarak toplumdan dışlanırlardı. Aslında kadın askerlerden biri, 2000-2002 arasında Erez geçiş noktasında görev yapan İnbar Michalzohn Drori, kendisini sorgulamaya çağırması için IDF’ye meydan okuduğu bir makale yazdı Yediot Aharonot’ta. “Hangi emirlerin hangi komutanlarca verildiğini, geçiş noktasından geçen Filistinlilere yönelik rutin dayakları, aşağılamaları ve kullanılan aşırı gücü anlatabilirim. Bunlar açıkça yapılan şeylerdi ve orada görev yapan herkes, en üstteki komutandan en aşağıdaki ere kadar herkes bunları biliyordu” diyordu Drori.

Muhalifler afaroz ediliyor

Dokuz yaşındaki Batı Şerialı bir oğlan çocuğunun koşarak uzaklaşırken vurulup öldürüldüğüne (9. Tanıklık); silah taşımayan, üstelik kimliği de olan El Halilli bir adamın ‘ruh hastası’ bir kadın asker tarafından karnından vurulduğuna (22. Tanıklık); kontrol noktasındaki askerlerin, babası öfkelendiği için hastaneye götürülmesini geciktirdiği astımlı bir El Halilli bebeğin öldüğüne (30. Tanıklık); ihtiyar bir Gazzeli çiftçinin, sınırdaki dikenli tellere ‘fazla yaklaştığı’ için öldürüldüğüne (37. Tanıklık) dair başka tanıklıklar da var. Savunmasız Filistinli kadınları, erkekleri ve çocukları şevkle yumruklayan, tekmeleyen, korkutan, onların paralarını çalan, onlara tükürüp gülen askerlere dair hikâyelerin bini bir para.

Araplara reva görülen bu muameleyi onaylamayan, karışmamaya çalışan askerler de var. Fakat atmosfer kesinlikle bu ve tümüyle rutin. Burada insanlar bu muamelelere alıştı, artık bunları duymak istemiyorlar; böyle hikâyeler anlatan ve bilinmelerini sağlayan insanlara karşı hoşgörülerini kaybetmişler. Başbakanlığın ve sağcı kolluk güçlerinin Sessizliği Kırmak ve ülkedeki diğer solcu muhalifleri aforoz etmeye çalışması hiç şaşırtıcı değil.

Fakat İsrail’in dışında da bir dünya var ve Diyaspora Yahudileri Alan Dershowitz’den ibaret değil. Dışarıda insanlar işgale karşı hoşgörülerini yitiriyor. Ve işgal sürdükçe, dünya, yanı sıra hâlâ vicdanı olan Diyaspora Yahudileri, bu gibi hikâyeleri okuyor, duyuyor ve görüyor olacak.

Filistinlilere vahşet uygulamaya devam edebiliriz. Ama bütün bunları sessizce yapamayız, bana umut veren de işte bu.

 

Kaynak: The Jerusalem Post / 3 Şubat 2010