Çek Cumhuriyeti Devlet Başkanı Vaclav Klaus’un Çek Cumhuriyetinde yayınlanan bir ekonomi gazetesi olan Hospodárské Noviny’de uzun bir röportajı yayınlandı. 9 Şubat 2007'de yayınlanan bu röportajın sadece küresel ısınma ile ilgili bölümünü aktarıyoruz.

 

 

eçtiğimiz günlerde Avrupa Komisyonu yeni arabalar için karbondioksit salımlarını sınırlamayı onayladı. Yine geçenlerde Birleşmiş Milletler iklim paneli bir rapor yayınladı. Daha öncekiler gibi bu rapor da küresel ısınmayı bütün uygarlık için en büyük tehditlerden biri olarak betimliyordu. Ama siz bu sırada küresel ısınmanın bir safsata olduğunu beyan ettiniz. Bu düşünceye nasıl ulaştığınızı açıklar mısınız?

Bu fikir bana ait değil. Küresel ısınma bir safsatadır ve sanırım her ciddi kişi ve bilimadamı bunun böyle olduğunu söyleyecektir. Birleşmiş Milletler paneline gönderme yapmak hiç de adil değil. Burası siyasi bir kurum, yeşil bir çeşnisi olan bir tür hükümet-dışı örgüt. Burası tarafsız bilimadamlarının veya dengeli bir bilimadamları grubunun bir forumu değil. Üyeleri politize olmuş bilimadamları ve buraya tek-taraflı düşüncelerle ve tek-taraflı işlerle geliyorlar. İnsanların Mayıs 2007’de yayınlanacak kapsamlı raporu beklemeksizin, bütün “eğer”lerin ve “ama”ların silindiği ve yerlerine basitleştirilmiş tezlerin konduğu, politika-yapıcılar için önsöze böylesine ciddi bir havada tepki vermeleri kötü bir şaka gibi.

Bu, apaçık bir şekilde, gazetecilerden politikacılara kadar birçok kişinin inanılmaz hatası...

Avrupa’da neden sizin bu bakış açısınızı savunacak önde gelen bir devlet adamı göremediğimizi nasıl açıklıyorsunuz? Sizden başka hiç kimse görünüşe bakırsa böyle güçlü fikirler öne sürmüyor.

Bu meseleyle ilgili görüşlerim basit ve güçlü. Diğer üst düzey politikacılar küresel ısınma ile ilgili kuşkularını ifade etmiyorlar, çünkü politik bir kınama kırbacı seslerini boğuyor.

Ama siz bir iklimbilimci değilsiniz. Bu konuyla ilgili yeterli bilgiye sahip misiniz?

Çevrecilik bir metafizik öğretidir ve bir dünya görüşü olarak doğa bilimleriyle veya iklimin kendisiyle kesinlikle bir ilgisi yoktur. Maalesef  sosyal bilimlerle de bir ilgisi yoktur. Bu gerçeklere rağmen, moda haline geliyor ve bu süreç beni ürkütüyor. Ayrıca, şunu da söylemek gerekir ki sonuçları tam tersini söyleyen iklimbilimcilerin birçok raporları, çalışmaları ve kitapları var.

Antartika’daki buzun kalınlığını hiç ölçmediğim konusunda haklısınız.  Gerçekte bunun nasıl yapılacağını bilmiyorum, öğrenmeye niyetim de yok ve böylesi ölçümlerde bir uzmanmışım gibi davranmıyorum. Ne var ki, bilime ilgi duyan bir kişi olarak bu meselelerle, örneğin Antartika’daki buz ile ilgili bilimsel makalelerin nasıl okunacağını bilirim. Onları okumak için bir iklimbilimci olmam gerekmiyor. Okuduğum makaleler medyada görebileceğimiz sonuçlara götürmüyor.

Ama size bir söz vereceğim: bu konu beni endişelendiriyor ve bu yüzden de geçen yılbaşı bununla ilgili bir makale yazmaya başladım. Makale uzadıkça uzadı ve bir kitap haline dönüştü (Yeşil Değil, Mavi Gezegen). Birkaç ay içerisinde yayınlanacak.

Çevrecilik ve yeşil ideoloji iklim biliminden çok farklı şeylerdir. Bilimadamlarının çeşitli bulguları bu ideoloji tarafından yanlış kullanılmıştır.

Sol-kanat medyanın küresel ısınmayı bilinen bir gerçek olarak yorumlarken muhafazakar medyanın bu konuda şüpheci davranmasının nedeni sizce nedir?

Bu konuda tam olarak sağ-kanat ve sol-kanat biçiminde bir bölünme olduğu söylenemez. Ne var ki çevreciliğin günümüz solculuğunun yeni bir genedoğumu olduğu aşikar.

Bu meselelere baktığınızda, haklı bile olsanız...

Haklıyım...

İnsanoğlunun gezegeni ve kendisini mahvediyor olduğuna işaret eden, gözle görülebilir empirik kanıtlar ve gerçekler yok mu?

Bu öylesine bir saçmalık ki, muhtemelen bundan daha büyük bir saçmalık duymamışımdır.

Gezegenimizi yok ettiğimize inanmıyor musunuz?

Sizi duymamışım gibi yapayım. Belki sadece Sayın Al Gore bu telden tartışabilir, aklıbaşında bir adam değil. Gezegenin herhangi bir biçimde yok edildiğini görmüyorum, hiç görmedim ve herhangi bir makul ve ciddi bir kimsenin bunu gördüğünü söyleyeceğini sanmıyorum. Kitabım bu meseleleri açıklığa kavuşturacak. Örneğin, biliyoruz ki, bir yanda çevremize verdiğimiz ihtimam ile öte yanda teknolojik yetenek ve zenginlik arasında güçlü bir ilinti var. Şurası açık ki, toplumlar yoksullaştıkça doğaya karşı daha acımasız davranıyorlar. Tersi de doğru: zenginleştikçe doğaya daha bir ihtimam gösteriyorlar.

Şurası bir gerçek ki, doğayı tahrip eden toplumsal sistemler var. Özel mülkiyeti ve benzeri şeyleri ortadan kaldıran toplumlar özgür toplumlardan daha çok çevreyi tahrip ediyor. Bu eğilimler uzun vadede çok önemli oluyor. Bugün, 8 Şubat 2007 günü, doğa on, elli veya yüz yıl önceki 8 Şubat’tan karşılaştırılamaz ölçüde çok daha iyi korunuyor.

 

* Vaclav Klaus 1993-1997 yılları arasında Çek Cumhuriyetinde Başbakanlık ve 2003-2007 yılları arasında Cumhurbaşkanlık yaptı. Mart 2008'de İkinci dönem Cumhurbaşkanlığı'na başladı.