New Yorklu ressam Edward Hopper'ın (1882-1967) şehir resimlerinde ne gökdelenlere, ne de devasa otoyollara, büyük alışveriş merkezlerine, fabrikalara veya kenar mahallelere raslanmaz. Bu şehir manzaralarında Afro-Amerikalılara, Hispaniklere veya Asyalılara da yer vermeyen Hopper, resimlerinde sadece orta sınıf beyaz Amerikalıları resmetti.

Kuşağının en büyük Gerçekçi ressamı olarak kabul edilen Hopper'ın resimleri 1920-1960 yılları arasındaki gündelik Amerikan yaşamını yansıtır, ama o özellikle Amerikan yaşamının kasvetine vurgu yaptı. "Sınırsız olanaklar ülkesine" övgüler düzmeyi reddetti. Amerika'nın "korkunç bir şekilde kaotik" olduğunu düşündü ve dikkatini gündelik yaşamın sıradanlığına ve sıradan insanların görünüşteki neşesiz yaşantılarına yöneltti.

Resimlerinde, ister ıssız bir yol boyunca ağaçların ardındaki insansız geniş alanları, isterse bir demiryolu köprüsünden görülen Manhattan apartmanlarının zevksiz donukluğu sezindirsin, her zaman trajik, felç eden bir monotonluk ve ürpertici bir kaygı vardır. Genellikle figürlerinin arkaplanını, 20. yüzyıl başlarında 3.5 milyon anonim yaşamı yutan New York City oluşturur.

Pek az resim Gecekuşları kadar akılda kalıcıdır. Hopper'ın kendisinin söylediğine göre bu yapıt Greenwich Bulvarı'nın kesişim noktalarından birindeki bir lokantayı göstermektedir. Bu sadece büyük şehir yalnızlığını değil aynı zamanda insanın varoluşsal yalnızlığını da resmeden bir resimdir. Bu karanlık New York caddesine baktığımızda floresanla aydınlatılmış bu lokantanın davetkar olması beklenirdi, ama öyle değildir. Öyke ki, içine girilebilecek bir kapısı bile yoktur. Aşırı ışık içerideki insanların yakalanmış ve korunmasız olduklarına işaret eder. Kendilerini korumak istercesine omuzlarını kamburlaştırmışlardır.

Tezgâhın arkasındaki adam üçgenin içerisinde hapsolmuş olmakla birlikte, aslında özgürdür. Bir işi, bir evi vardır. Gelebilir ve gidebilir. Müşterilere yarım ağız gülümseyebilir. Gecekuşları olanlar müşterilerdir. Gecekuşları yırtıcıdırlar -- ama acaba erkekler mi kadını avlamaya gelmişlerdir yoksa kadın mı onları avlamak için oradadır? Ellerinin konumuna bakılırsa kadın ve erkek bir çifttir. Ama bunlar mutsuzluk içerisinde öylesine yitip gitmişlerdir ki birbirleriyle konuşacakları, birbirlerinden alıp verecekleri bir şeyleri kalmamış gibidir. Buradaki gece kuşları, göklerde özgürce uçmak yerine içeri kapatılmış, afallamış ve mutsuzdurlar. Ve adeta kafalarını dünyanın vurdumduymazlığının camına toslayıp durmaktadırlar.

Hopper'ın bu resimdeki yaklaşımının katılığı Ernest Hemingway'den esinlenmiş gibi görünüyor. Hopper'e göre Hemingway'in 1920'lerde yazdığı Katiller adlı kısa öyküsü bir Amerikan dergisini karıştırırken genelde karşılaşılabilecek olandan çok farklıydı. Hemingway'in yapıtının otantikliği çağdaşlarının köpürttüğü gösterişçi, şekerli kremalarla tam bir karşıtlık içindeydi. Hopper'ın düşüncesine göre Hemingway popüler ağız tadına uygun bir şeyler yapmak için ödün vermeyi reddetti ve asla hakikatten sapmayarak aldatıcı umutlar vermedi.

Hopper da tıpkı Hemingway gibi resmettiği hiçbir şeyi kremayla süslemiyor.


Künye: Edward Hopper (1882-1967), Gece Kuşları (Nighthawks), tuval üzerine yağlıboya, 84.1 × 152.4 cm, Art Institute of Chicago, Birleşik Devletler.