Amedeo Modigliani (1884 – 1920) kültürlü ama yoksul bir Yahudi ailenin çocuğu olarak İtalya’da doğdu. 8 yıllık bir akademik hayatın ardından 22 yaşında Paris’e geldi. Eski ustalara büyük bir saygısı olan Modigliani’nin aynı zamanda edebiyata, özellikle de şiire tutkulu bir ilgisi vardı. Paris’te özel Colorossi Akademisi’ne yazıldı ve avangard sanatçılar ve şairlerin toplantılarına sıklıkla katıldı. Matisse ve Picasso’ya büyük bir değer verdiği söylense de, sanatının ne Fovlarla ne de Kübistlerle hiçbir yakınlığı yoktu. Modigliani ondördüncü yüzyıl İtalyan sanatına (özellikle de Siena resim okuluna) hayranlık duyuyordu. Ve genelde ilkel sanata ve özelde de Afrika sanatına ilgi duyuyordu. Afrika sanatı o dönemde avangard bir modaydı ve Modigliani muhtemelen 1906’da Trocadero’da sergilenen Afrika sanatı sergisini görmüştü.

1907 sonbaharında Modigliani genç bir doktor olan Paul Alexander ile tanıştı. Sanatçının ilk resimlerinin çoğunu satın alan Alexander, Modigliani’yi rue de Delta’da oluşturduğu sanatçılar kolonisine davet etti. Çok geçmeden arkadaş oldular ve edebiyat ve şiire yönelik ilgilerini paylaştılar. Modigliani’nin sanatı ekspresyonizmin kişisel bir versiyonu olarak görülebilir. Yapıtlarının ekspresyonist yönleri insan yaşamının temel, çoğu kez acı verici yönlerini içeriyordu. Ayrıca Modigliani ustaca, rahatsız edici ve uyumsuz renk kombinasyonlarını ustaca kullanmanın yanısıra keskin dışhatları da yoğun bir biçimde kullanıyordu. Ritmik bir canlılık ve çizgisel bir zerafetle bezeli, oldukça uzatılmış, yalınlaştırılmış formlardan oluşan oldukça kişisel bir bir tarz geliştirdi.

Modigliani 1920 yılında 37 yaşındayken alkol ve uyuşturucu alışkanlığının ağırlaştırdığı tüberküloz hastalığı yüzünden yaşamını kaybetti.