Fovizm (1905-1908)

 

Fovizm, yirminci yüzyılın başlarında Fransa'da ortaya çıkan avangard akımların ilkiydi. Fovist ressamlar Empresyonizm ve diğer eski, geleneksel algı yöntemleriyle ilişkilerini kesen ilk sanatçılardı. Doğaya yönelik kendiliğinden ve genellikle öznel tepkilerini kalın, belirgin fırça darbeleriyle ve doğrudan tüpten alarak kullandıkları açık, canlı renklerle ifade ediyorlardı.

Fransız ressamlar Henri Matisse ve André Derain Akdeniz kıyısındaki küçük bir balıkçı limanı olan Collioure'da birlikte çalıştıkları 1905 yazında tablolarına gerçekdışı renkleri ve canlı fırça darbelerini taşıdılar. Aynı yılın sonunda tabloları Paris'te Salon d'Automne'de sergilendiğinde eleştirmen Louis Vauxcelles bu resimleri fauves ("vahşi hayvanlar") nitelendirdi. Bu terim daha sonra sanatçıların kendileri için de kullanılmaya başladı.

Fovlar doğaya yönelik benzer bir yaklaşım benimseyen bir gruptu ama belli bir programları yoktu. Önderleri Matisse'ti ve Matisse, Fov tarzına önceleri Van Gogh, Gauguin ve Cezanne'ın birbirinden farklı Post-Empresyonist tarzları ve Seurat, Cross ve Signac'ın Neo-Empresyonizmi üzerine deneysel çalışmalar yaparak ulaşmıştı. Bu etkiler ona geleneksel üç-boyutlu uzamı redderek renk düzlemlerinin devinimiyle tanımlanan yeni bir resim uzamı arama yönünde esin vermişti.

Bir diğer önemli Fov da Fransız ressam Maurice de Vlaminck'ti (1876–1958). Öte yandan Kees van Dongen, Charles Camoin, Henri-Charles Manguin, Othon Friesz, Jean Puy, Louis Valtat ve Georges Rouault da önemli Fov sanatçılar arasında zikredilebilir.

Bu sanatçıların çoğu için Fovizm geçici bir aşamaydı. 1908'de Paul Cézanne'ın doğanın düzeni ve yapısı anlayışına yönelik ilgi yeniden canlandı ve bu da birçoğunun Fovizmin vahşi duyguculuğunu reddederek Kübizmin mantıksallığına yönelmesine neden oldu. Matisse ise öncülüğünü yapmış olduğu yolda tek başına ilerleyerek kendi duygularıyla resmettiği dünya arasında incelikli bir dengeye ulaştı.

Fovist akım Alman Ekspresyonizmi ile karşılaştırılagelmiştir. Her ikisi de parlak renkler ve spontane fırça darbeleriyle kendini belli eder ve başta Van Gogh olmak üzere aynı geç ondokuzuncu yüzyıl kayrnaklarına borçludurlar. Ama Fransızlar resimsel düzenlemenin biçimsel yönleriyle daha çok ilgilenirken, Alman Ekspresyonistler konularıyla daha duygusal bir şekilde ilgilenmişlerdir.