Sürrealizm

 

Sürrealizm 1910'ların sonlarında ve 20'li yılların başlarında bir edebiyat akımı olarak ortaya çıktı. Bu akım, bilinçaltının dizginlenmemiş düş gücünü açığa çıkarmayı amaçlayan ve otomatik yazı veya otomatizm adı verilen yeni bir ifade yolu ile deneysel çalışmalar yapıyordu. Sürrealizm, şair ve eleştirmen André Breton'un kaleme aldığı Sürrealizm Manifestosu'nun 1924 yılında Paris'te yayınlanması ile uluslararası bir entellektüel ve siyasî bir akım haline geldi.

Eğitim almış bir psikiyatrist olan Breton'un yanısıra Fransız şairler Louis Aragon, Paul Éluard ve Philippe Soupault, Sigmund Freud'un psikoloji teorileri ve düş çalışmalarından ve Karl Marx'ın politik fikirlerinden etkilenmişlerdi. Şaşırtıcı, beklenmedik imgelemler yaratmak için Freud'un serbest çağrışım yöntemini kullandılar. Sürrealizmin irrasyonel ilkelerinin temelleri bir onyıl önce Dadaizm tarafından geleneğin hiçe sayılmasında bulunabilir.

Sürrealist şairler önceleri kendilerini görsel sanatçılarla işbirliği yapma konusunda gönülsüzdüler, çünkü resmetme, çizme ve heykel yontmanın gerektirdiği işçilik süreçlerinin ket vurulmamış ifadenin kendiliğindenliği ile uyuşmaz olduğuna inanıyorlardı. Ne var ki Breton ve takipçileri görsel sanatları tümüyle görmezlikten gelmediler. Giorgio de Chirico, Pablo Picasso, Francis Picabia ve Marcel Duchamp gibi sanatçılara, eserlerinin analitik, provokatif ve erotik niteliklerinden dolayı büyük bir değer veriyorlardı.

Örneğin, Marcel Duchamp'ın kavramsal olarak karmaşık Bekârları Tarafından Soyulmuş Gelin adlı yapıtı Sürrealistler tarafından beğeniyle karşılandı ve tuhaf bir şekilde yanyana getirilmiş erotizm yüklü nesneleri nedeniyle akımın öncüsü kabul edildi. 1925'te Breton, La Révolution Surréaliste dergisinde Pablo Picasso gibi sanatçıların yapıtlarına yer vererek ve resim ve çizimden oluşan sergiler düzenleyerek görsel ifadeye verdiği desteği gösterdi.

Sürrealist teknikler ve imgelerle çalışan ilk sanatçılar Alman Max Ernst, Fransız André Masson [Okunuşu: Messon], İspanyol Joan Miró [Okunuşu: Juan Miro] ve Amerikalı Man Ray'dir. Masson'un 1924 yılında yaptığı serbest çağrışım çizimleri ket vurulmamış bir zihnin ürünleri olan, kıvrımlı çizgilerin oluşturduğu tuhaf ve sembolik figürlerdir. Breton, Masson'un çizimlerini kendi şiirlerindeki otomatizme yakın buluyordu. Miró'nun 1928 yılında yaptığı Patates adlı tablo da benzer şekilde fantastik figürlerden oluşan düşsel bir dünya yaratmak üzere organik formlar ve büklümlü çizgiler kullanır.

1937 yılında eski bir Dadaist olan Max Ernst decalcomania ve grattage adı verilen iki yöntemle deneysel çalışmalar yapmaya başladı. Decalcomania bir kağıt tabakasını boyalı bir yüzeye bastırma ve daha sonra boyayı sıyırma tekniğidir. Grattage ise dokulu bir yüzey üzerine konmuş boyanın kazınmasıdır. Max Ernst 1937 yılında yaptığı Barbarlar adlı eserinde bu iki tekniği birlikte kullandı. Kıyamet-sonrası ıssız bir manzaradaki insanbiçimli bu figürlerin oluşturduğu kompozisyon, Sürrealist sanatta sıkça bulunan şiddet ve yokoluş temalarının bir örneğidir.

1927'de Belçikalı ressam René Magritte Brüksel'den Paris'e taşındı ve görsel Sürrealist akımın önde gelen bir üyesi haline geldi. Giorgio de Chirico'nun resimlerinden etkilenen Magritte düşsel ortamlarla yanyana bulunan, belirgin bir şekilde erotik resimler yaptı. Magritte'in yapıtları Masson ve Miró'nun geliştirdiği görsel otomatizm ile İspanyol Salvador Dalí, Belçikalı Paul Delvaux ve Fransız-Amerikalı Yves Tanguy'un yeni bir form olarak ortaya koyduğu illüzyonistik Sürrealizm arasındaki ayrımı tanımlar.

1929'da Dali İspanya'dan Paris'e gelerek ilk Sürrealist resimlerini yaptı. Magritte'in düş imgelerini kendi erotizm yüklü, sanrısal görümleriyle zenginleştirdi ve resimlerinde Freudyen semboller kullandı. 1930'da Breton, Dali'nin bilinçaltı tasvirlerini Sürrealizm'in İkinci Manifestosu'nda övdü.

Avrupa'daki örgütlü Sürrealist akım İkinci Dünya Savaşı'nın başlamasıyla dağıldı. Breton, Dalí, Ernst, Masson ve Sürrealistlere 1937'de katılan Şilili sanatçı Roberto Matta gibi diğerleri Avrupa'dan ayrılarak New York'a geldiler. Akım etkinliğini Birleşik Devletler'de sürdürdü. Breton 1940'da Mexico City'de dördüncü Uluslararası Sürrealist Sergisi'ni düzenledi. Bu sergide akıma resmen katılmayan Meksikalı sanatçılar Frida Kahlo ve Diego Rivera da yer aldı.

Sürrealizm'in şaşırtıcı imgeleri, derin sembolizmi, rafine boyama teknikleri ve uylaşımları hor görmesi sonraki kuşak sanatçıları etkiledi. Bunlar arasında Joseph Cornell'in yanısıra Sürrealizm ile Soyut Ekspresyonizm arasındaki sürekliliği oluşturan Arshile Gorky gibi sanatçılar yer alıyordu.