ltmışlı yıllarda Amerika'da kendini gösteren karşı-kültürün ve New Age'in felsefesi ve ürünlerinin çok büyük bir çoğunluğu 1910'dan 1935'e kadar İsviçre'de yer alan Ascona'daki büyük ölçekli toplumsal deneyden türedi. Esasen Helena Blavatsky'nin Teosofi kültü üyelerinin tatil mekanı olan bu küçük İsviçre köyü her türlü yirminci yüzyılın başındaki özgün New Age hareketinin büyücüleri, solcuları ve ırkçıları için bir barınak haline geldi.

Birinci Dünya Savaşı sonunda Ascona, daha sonra Haight-Ashbury'nin sonradan alacağı halden farklı değildi: sağlıklı gıda dükkanları, I Ching gibi kitaplar satan büyücülükle ilgili kitapçılarla ve "doğaya geri dönmek için" uzun saçlarıyla sandalları, tespihleri ve uzun elbiseleriyle dolanan doğa adamlarıyla (Naturmenschen) doluydu.

Yahudi-Hıristiyan Avrupa'ya karşı Babil

Bu bölge üzerinde asıl etkisi olan isim Otto Gross'tu. Sigmund Freud'un öğrencisi ve Carl Jung'un arkadaşı olan doktor Otto Gross, İsviçreli antropolog ve toplumbilimci Johann Jakob Bachofen'in (1815 – 1887) görüşlerini mantıksal sonuçlarına dek götürdü ve biyografisini yazan yazarın deyişiyle, "Yahudi-Hıristiyan Avrupa'ya karşı Babil'i kendi uygarlığı olan benimsediği söylenir.... Eğer Jezabel, Eliyah (İlyas) tarafından yenilmeseydi, dünya tarihi daha farklı ve bundan daha iyi olurdu. Jezabel Babil'di, aşk diniydi, Astarte'ydi; onun öldürülmesiyle Yahudi tektanrıcı ahlakçılığı dünyadan hazzı uzaklaştırdı."

Gross'un çözümü Astarte kültü'nü yeniden yaratarak bir cinsel devrim başlatmak ve ataerkil burjuva ailesini ortadan kaldırmaktı. Bu kültün üyeleri arasında şu isimler bulunuyordu: Frieda ve D.H. Lawrence; Franz Kafka; romancı Franz Werfel ve düşünür Martin Buber... Ascona'daki New Age çılgınlığından etkilenmiş olan ve şu sıralarda kültürel kahramanlar olarak idolleştirilen entellektüellerin sayısı şaşırtıcı derecede çoktur. Ve 1960'larda ve 1970'lerde Amerika'daki büyük zihniyet değişiminin arkasındaki yazarların hemen hepsinin kültürel kaynağı burasıdır.

Bu yer ve felsefesi sadece Lawrence, Kafka ve Werfel'in çalışmalarında önemli bir yer tutmakla kalmaz, ama aynı zamanda Nobel ödüllü yazarlar Gerhardt Hauptmann ve Hermann Hesse'nin, H.G. Wells, Max Brod ve Stefan George'un, şair Rainer Maria Rilke ve Gustav Landauer'in yapıtlarında kendini gösterir.

Ascona ve modern dans

1935 yılında Ascona Carl Jung'un, gnostisizmi popülarize eden yıllık Eranos Konferansları'nın merkezi haline geldi. Ascona aynı zamanda bugün modern dans dediğimiz şeyin büyük ölçüde yaratıldığı yerdi. En popüler dans notasyonunun yaratıcısı olan Rudolf von Laban'ın ve Mary Wigman'ın karargahıydı burası. Ayrıca Isadore Duncan burayı sık sık ziyaret ederdi. Laban ve Wigman, tıpkı Duncan gibi, klasik balenin biçimsel geometrilerini kült dansların yeniden yaratımlarıyla değiştirmeye çalıştılar. Kült dansların bu yeni yaratımları izleyicinin ilk zamanlara ait ırksal anılarını ayinsel olarak canlandırabilir nitelikteydi.

Naziler iktidara geldiklerinde Laban Reich'ta en yüksek dans görevlisi oldu. O ve Wigman Berlin'deki 1936 Olimpiyat Oyunları için ayinsel dans programını hazırladılar. Bu program Hitler'in kişisel yönetmeni olup, Wigman'ın eski öğrencisi olan Leni Reifenstahl tarafından filme alındı.

Ascona'da popüler olan kendine özgü büyücül psikoanaliz modern sanatın gelişiminde önemli bir belirleyici unsur oldu. Dada hareketi Zürih yakınlarında ortaya çıktı, ama ilk üyelerin hepsi zihniyet olarak Ascona'lıydı. Özellikle de Otto Gross'un büyük hayranı olan Guillaume Apollinaire. "Berlin Dada" oluşumunu 1920'de ilan ettiğinde, açılış manifestosu, Gross'un önayak olduğu bir dergide yayınlandı.

Sürrealizmin temel belgesi de Ascona'dan geldi. Heidelbergli bir psikiyatrist olan Hans Prinzhorn işten eve hergün Ascona'ya gelirdi ve burada Mary Wigman'ın sevgilisiydi. 1922'de Akıl Hastalarının Sanatı adlı bir kitap yayınladı. Bu kitap kendi akıl hastalarının yaptıkları resimlere dayanıyordu ve kitapta, bu sanatta görülen yaratıcı sürecin, Eski Ustalarınkinden gerçekte daha özgürleşmiş oldu iddiasını taşıyan bir analiz yer alıyordu. Prinzhorn'un kitabı zamanın çağdaş sanatçıları tarafından yaygın bir şekilde okundu ve yakınlarda, bir tarihçi bu kitaba şu adı verdi: Gerçeküstücülerin İncili.