Totaliter rejimlerin yadsıyıcı çirkinliği
Daryush Shayegan
 

[İran rejiminde] İslam'ın kesin olarak mahkûm etmediği her şey mahkûm edilmektedir. Ama yine de İslam Devrimi'nin çağdaş tavrı bu açıdan başka şeyleri de açığa vurmaktadır. Güzel olan şeylerin aşağılanması, duygulara az çok hitap eden şeylerin saplantılı bir şekilde reddedilişi bence, yepyeni bir tavrı ele vermektedir. Bu tavrın yol açtığı şey, geleneksel İslamî cemaatlerin biraz katı olan sofuluğundan ziyade, totaliter rejimlerin yadsıyıcı çirkinliğidir.

lışılmışın dışında bir iktidar isteği, hayatın hamurunu döktükleri (ve İslamî olduğu varsayılan) kalıbı kırabilecek her girişimi mat etme yolundaki azgın istek bu nevrotik reddin içinde bulunmaktadır.

Tam da bu "modern" ve totaliter taraf, çirkinliği başlıbaşına bir kategoriye dönüştürmektedir, öyle ki çirkinlik bu rejimde neredeyse ontolojik bir asalet kazanmaktadır.

Cornelius Castoriadis sosyalist rejimlerdeki çirkinliği incelerken şöyle der:

"Neredeyse sınırsız zulüm ve adaletsizlik içinde yaşayan insan toplumları olduğunu önceden biliyorduk. Hiçbir güzellik üretmeyen bir insan toplumuysa henüz görülmemişti. Bürokratik Rusya sayesinde bunu da gördük."

Ve bu çirkinliği rejimin doğasının bütününde aramak gerekir. Özgürlük yokluğu, baskı, güdümcülük türünden açıklamalar yetersiz savlardır.

Tarihte sanatçı her zaman "sipariş üzerine" ve zorunlu bir üslupla çalışmıştır. Ama buna kendi de inanmıştır. "Resmî Rus 'sanatı'nın boşluğu, sersemliği ve gösterişçiliği, aşağıdaki iki önermede bulunan karşıtlıkları en yalın haliyle ve karşı çıkılmaz bir şekilde gösterir: sanatçının kendisi de inanmaz ve yaptığına inanılması olanaksızdır."

Castoriadis'in Sovyet rejimi için söylediği şeyler, başka bir biçimde ve karşılaştırmanın ölçüsü kaçırılmazsa, günümüzdeki İran rejimi için de geçerlidir. İranlı yöneticiler de tıpkı Sovyetler'deki yöneticiler gibi, ama farklı bir kültürel sicilde, hayatın çıkıntılarını anonimliğin gri peçesiyle örtmekte ve varoluşu, ya ölümün kuru hıçkırıklarına ya da sıkıntının boğucu tekdüzeliğine indirgemektedirler.

Bu olgu, biraz da Milan Kundera'nın "totaliter kitsch" diye adlandırdığı şeyi, yani her şeyin varlığın kategorik ülküsü'ne bağlanmasını hatırlatmaktadır. Bu, siyasal olarak egemen ideoloji (İslam) olabilir veya tek parti diktatörlüğü olabilir.

andan itibaren her yerde hüküm süren bu kitsch'e dokunmaya kalkışan her şey hayattan uzaklaştırılır: güzellik uzaklaştırıldığı kadar bireycilik de, şüphecilik ve eleştirel güç kadar alaycılık da. Çünkü burada her şey "güvenilir ellerde"dir: Hayat dahi askıya alınmıştır. Her türlü estetik, siyasal, insanî hareket, her türlü başkaldırı, hangi biçimiyle olursa olsun, o koyu çirkinliğin saklı yüzünü gösterebilecek her şey, derhal ölümcül bir tehlike, bir çatlama, bizzat sistemin radikal olarak sorgulanması gibi hissedilir.

Rejim, cansızlığı kendi varolma nedeni haline getirmiştir; kutsallıkla çirkinliği birbirine öylesine karıştırmıştır ki, bu karışıklık, kendinde, muazzam bir zevksizliğin sahtekârlığı haline gelmiştir.


Künye: Shayegan, Daryush. Yaralı Bilinç: Geleneksel Toplumlarda Kültürel Şizofreni. Çeviren: Haldun Bayrı. 4. Basım. İstanbul: Metis Yayınları, 2002.