Bolşevizm Efsanesi (1925)
Alexander Berkman
 

erörizm, daima, varlığı için telaşa kapılan hükümetin "ultima ratio"su olmuştur. Terörizm, çok büyük olanaklarıyla caziptir. Nerede umutsuz bir durum varsa oraya, bir bakıma, mekanik bir çözüm önerir. Psikolojik olarak bir meşru müdafaa meselesi olarak, düşmanı vurmanın sorumluluğunu daha iyi başından atma ihtiyacı olarak açıklanır.

Ancak, terörizm ilkesi kaçınılmaz olarak özgürlük ve devrimin ölümcül yarasına yansır. Mutlak iktidar en az düşmanları kadar yandaşlarını da yozlaştırır ve bozar. Hiç bir özgürlüğü yaşamayan bir insan, diktatörlüğe alışır hale gelir. Despotizmle ve karşı-devrimle savaşan terörizmin kendisi onların etkili ekolü haline gelir.

Terörizme bir kez başvurduğunda, devlet ister istemez halktan uzaklaşır. Devletin güvenliği adına, olağanüstü yetkiler verdiği insanlardan oluşan çevreyi mümkün olan minimum düzeye indirmek zorundadır. Ve böylece otoritenin paniği olarak adlandırılabilecek şey doğar. Diktatör, despot daima korkaktır. Her yerde devlete ihanet edildiğinden şüphelenir. Ve ne kadar çok dehşete kapılsa, gerçek tehlikeyi hayal ürünü tehlikeden ayıramayan ürkmüş hayal gücü o kadar vahşice ortalığı kırıp geçirir. Etrafa hoşnutsuzluk, düşmanlık ve nefret dedikoduları yayar. Bu istikameti seçen devlet, bunu sonuna kadar izlemeye mahkum olur.

us halkı sessiz kaldı ve onlar adına —karşı-devrimcilere karşı ölümcül bir çatışma maskesi altında— hükümet Komünist Parti'ye muhalif herkese karşı en amansız savaşı başlattı. Düşünce, basın, halk meclisi özgürlükleri, işçilerin ve sendikalarının kendi geleceğini kendisinin belirlemesi hakkı, emeğin özgürlüğü — hepsi, eski süprüntüler, kuramsal saçmalıklar, "burjuva önyargıları" veya yeniden hayat bulan karşı-devrimin kumpasları olarak ilân edildi.

Devrimci coşkuya ve büyük özgürlük ve adalet mücadelesinin başlarında kitlelere ilham veren derin inanca Bolşeviklerin cevabı buydu — kendisini dışarıyla uzlaşma politikası ve içeride terörizm olarak dile getiren bir cevap.

Devrimin kurucu çalışmalarına doğrudan katılımdan geri itilen ve her aşamada taciz edilen, Parti'nin denetiminin ve sürekli gözetiminin kurbanı olan proleterya, Devrim'i ve onun ilerideki kaderini Komünistler'in şahsi meseleleri olarak görmeye alıştı. Bolşeviklerin Rusya'nın ekonomik yıkımının nedeni olarak dünya savaşını işaret etmesi beyhudeydi; onların bu yıkımı silahlı karşı-devrimcilerin blokajına ve saldırılarına yüklemeleri boşunaydı. Bu yıkım ve fiyaskonun gerçek nedeni onlar değildi.

içbir blokaj, yabancı gericilerle hiçbir savaş, devrimcilerin bütün dış düşmanlarını yenilgiye uğratan eşi görülmemiş kahramanlığını, özverisini ve azmini yıldıramaz ve zaptedemezdi. Tam aksine iç savaş gerçekten de Bolşeviklere yardım etti. İç savaş, halkın coşkusunu canlı tutmaya ve savaşın sonuyla birlikte Yönetici Parti'nin yeni devrimci ilkeleri etkin hale getireceğine ve devrimin meyvelerinin tasarruf hakkına sahip halkı koruyacağına dair umudu beslemeye hizmet etti. Kitleler, özledikleri toplumsal ve ekonomik özgürlük fırsatını beklediler. Paradoksal görünse de, yaşamını uzatma ve kendisini güçlendirme anlamında, Komünist diktatörlüğün, savaştığı gerici güçlerden daha iyi bir müttefiki yoktu.

Diktatörlüğün kör despotik politikasının Rusya'da yol açtığı ekonomik ve psikolojik karamsarlığın tam olarak görünmesine izin veren şey, savaşların sona ermesiydi sadece. O vakit, Devrim'e yönelik en korkunç tehlikenin dışarıda değil ülkenin içerisinde olduğu gözlü görünür hale geldi: Tam da bolşevizm düzenini niteleyen toplumsal ve ekonomik düzenlemelerin niteliğinden kaynaklanan bir tehlike.

oplumsal husumetler Sovyet Cumhuriyeti'nde sadece biçimsel olarak kaldırılmıştır. Gerçekte bu husumetler mevcuttur ve çok derine kök salmış durumdadır. Emeğin sömürüsü, işçinin ve köylünün köleleştirilmesi, bir insan, bir kişilik olarak vatandaşın feshi, ve hükümetin sahip olduğu evrensel ekonomik mekanizmanın mikroskobik bir parçası haline dönüştürülmesi; Devlet tarafından desteklenen ayrıcalıklı grupların yaratılması; zorunlu emek hizmeti sistemi ve onun cezalandırıcı organları — tüm bunlar Bolşevizmin nitelikleridir.

Bolşevizm, Parti diktatörlüğü ve Devlet Komünizmi ile, özgür, otoriter olmayan Komünist toplumun başlangıcı değildir ve asla olmayacaktır da, çünkü hükümetsel, zorlayıcı Komünizmin gerçek özü ve doğası böylesi bir evrimi dışlar. Onun ekonomik ve politik merkezileştirmesi, her etkinlik ve girişim alanını bürokratikleştirmesi ve hükümetselleştirmesi, insan ruhunu kaçınılmaz askerileştirmesi ve alçaltması, mekanik olarak, filizlenen her yeni yaşamı yok eder ve yaratıcı ve kurucu çalışma ateşini söndürür.

mekçi sınıfların tarihsel özgürlük mücadelesi, mutlaka ve kaçınılmaz olarak, hükümet etkisinin dışında devam eder. Politik, ekonomik ve toplumsal baskıya karşı mücadele, insanın insan tarafından sömürülmesine karşı mücadele, daima ve kendiliğinden hükümete karşı da mücadeledir. Hangi biçimde olursa olsun politik Devlet ile olumlu devrimci çaba bağdaşmazdır. Karşılıklı olarak birbirini dışlarlar. Kendi gelişim hattındaki her devrim bu alternatifle yüz yüzedir: Bağımsız olarak ve hükümete rağmen özgürce inşa etmek ya da içerdiği tüm sınırlama ve durgunlaşmayla birlikte hükümeti tercih etmek. Toplumsal Devrim'in yolu, örgütlü ve bilinçli kitlelerin kurucu özgüveninin yolu hükümetin olmaması yönündedir, yani Anarşi'nin yönünde. Yeni toplumun inşası için Devlet veya hükümet değil, ağır işçilerce gerçekleştirilecek sistematik ve eşgüdümlü toplumsal yeniden kurulum gereklidir. Devlet veya onun polisiye yöntemleri değil, gönüllü birliklerinde karşılıklı olarak birbirlerine yardım edecek olan tüm çalışan unsurların —yani, proleterya, köylüler ve devrimci entelijansiyanın— dayanışmacı işbirliği, bizi Devlet hurafesinden kurtaracak ve feshedilen eski medeniyet ile Özgür Komünizm arasında bir geçiş köprüsü olacaktır. Bazı merkezî otoritelerin emriyle değil, organik olarak, yaşamın kendisinden, bileşik endüstriyel, tarımsal ve diğer birliklerin sıkı federasyonları yaygınlaşmalı; bunlar, işçilerin kendileri tarafından örgütlenmeli ve idare edilmeli; ve o vakit —ancak o vakit— emeğin toplumsal yeniden oluşuma yönelik bütün coşkusu bir sese, sağlıklı bir temele sahip olacaktır. Sadece böylesi bir ulus örgütlenmesi, gerçekten özgür olan yaratıcı bir yeni insanlığa yer verecek ve gayri-yönetimsel Anarşist-Komünizmin gerçek başlangıcı olacaktır.

Olağanüstü bir toplumsal değişimin arefesinde yaşıyoruz. Eski yaşam biçimi kırılıyor ve parçalara ayrılıyor. Yeni unsurlar yaşam buluyor ve elverişli ifade yollarını arıyorlar. Günümüz medeniyetinin sütunları kırılıyor. Özel mülkiyet ilkeleri, insan kişiliği, toplumsal hayat ve özgürlük kavramı karşı değerlendiriliyor.

olşevizm dünyaya devrimci bir sembol olarak, daha güzel günler vaadiyle geldi. Milyonlarca yoksul bırakılmış ve köleleştirilmiş için yeni bir din, toplumsal kurtuluş için bir işaret kulesine dönüştü. Ancak bolşevizm tamamen ve kesinlikle başarısız oldu. Bir zamanlar gizli kalmışların umudu olan Hıristiyanlığın İsa Mesih'i ve İsa Mesih'in ruhunu kiliseden sürmesi gibi, Bolşevizm de Rus Devrimi'ni çarmıha germiş, halka ihanet etmiştir ve şimdi diğer milyonları da Yahuda'nın öpücüğü ile aldatma yolunu arıyor.

Bu büyük hayalin maskesini düşürmek zorunludur, aksi takdirde Batılı işçileri de Rusya'daki kardeşleri gibi uçuruma sürükleyebilir. Onun gerçek doğasını bir mit üzerinden sergilediğini görenlerin üzerine düşen görev, onu gizleyen sosyal tehlikeyi —dünyayı yeniden karanlık çağlara ve engizisyona götürecek kızıl Cizvitlik'i— teşhir etmektir.

Bolşevizm geçmişe aittir. Gelecek ise insana ve onun özgürlüğüne.


Künye: Berkman, Alexander. “Bolşevik Mit (1925)”, Anarşizm, Özgürlükçü Düşüncelerin Belgesel Bir Tarihi, Editör: Robert Graham, Çeviren: Nil Erdoğan - Mustafa Erata, Versus Yayınları, 2007.