Eleştiri Nedir?
Roland Barthes
 

Edebiyat kuramı ne kadar dolambaçlı yollara saparsa sapsın, her romancı, her ozan, dilin dışında ve öncesinde olan nesnelerden ve olaylardan söz eder, bu nesneler, bu olaylar düşsel de olsalar durum değişmez: Dünya vardır ve yazar konuşur, işte edebiyat.

Eleştirinin konusu çok farklıdır, "dünya" değildir, bir anlatıdır, bir başkasının anlatısıdır. Bir anlatı üzerine anlatıdır eleştiri; bir ilk dil (ya da nesne-dil) üzerinde kendini deneyen bir ikinci dil ya da bir öte-dil'dir. Bunun sonucu olarak, eleştiri iki çeşit ilişki ile iş görecektir: Eleştiri dili ile incelenen yazarın dilinin ilişkisi, bir de bu nesne-dil'in dünya ile ilişkisi. eleştiriyi tanımlayan ve onu başka bir ussal çabayla, yani tamamıyla nesne-dil ile öte-dilin ayrılığı üzerine kurulmuş olan mantıkla benzer kılan şey, bu iki dilin "sürtüşmesi"dir.

Eleştiri bir öte-dil'den başka bir şey değilse, görevi gerçekler değil, yalnızca "geçerlikler" bulmak demektir. Bir dil, kendi başına, doğru ya da yanlış olamaz, geçerlidir ya da değildir — geçerli, yani tutarlı bir göstergeler dizisi meydana getiren.

Gerçekçi okulların önermeleri ne olursa olsun, edebiyat dilini bağlayan kurallar bu dilin gerçeğe uyarlığıyla değil, yazarın benimsediği göstergeler dizgesine uymasıyla ilgilidir (burada dizge sözüne çok geniş bir anlam vermek gerekir). Proust'un "doğru" söyleyip söylemediğini, baron de Charlus'nün kont de Montesquiou, Françoise'ın Celeste olup olmadığını, hatta, daha genel olarak, anlattığı toplumun XIX. yüzyıl soyluların elenişinin tarihsel koşullarını doğrulukla gösterip göstermediğini söylemek değildir eleştirinin görevi; tutarlılığı, mantığı, kısaca dizgesi ile, Proust dilini elden geldiğince toplayacak, daha da iyisi, (terimin matematik anlamıyla) tamlayacak bir dil hazırlamaktır; tıpkı mantıksal denklemin bir uslamlamada öne sürülen kanıtlar üzerinde durmayıp da bu uslamlamanın geçerli olup olmadığına bakması gibi.

Denilebilir ki, eleştirinin işi tamamıyla biçimseldir (biricik evrensellik güvencesi de budur): İncelenen yapıt ya da yazarda şimdiye kadar farkına varılmamış, "gizli" bir şey, bir "giz" bulmak değil (hangi mucizeyle? Bizden öncekiler bizim kadar anlayışlı değiller miydi?), karışık bir mobilyanın iki parçasını "akıllıca" inceleyip karşılaştıran iyi bir marangoz gibi çağının kendisine sunduğu dili (varoluşçuluk, Marxçılık, psikanaliz) yazarın kendi çağına göre oluşturduğu dile, yani mantıksal zorunlukların biçimsel dizgesine uygulamaktır. Bir eleştirinin "kanıt"ı gerçek'ten gelmez, çünkü eleştiri anlatısı —tıpkı mantık anlatısı gibi— ancak ve ancak biçimseldir: En sonunda, gecikme ile, ama tamamıyla bu gecikme içine yerleşerek: Racine Racine'dir, Proust proust'tur demiktir; eleştiri kanıtı diye bir şey varsa, bu, sorguya çekilen yapıtı "açma" değil, tam tersine onu elden geldiğince kendi kaplama yeteneğine bağlıdır.

(...)

Gerçekten, eleştiri kendisinin de bir dil (daha doğrusu bir öte-dil) olduğunu saptamakla, çelişkin, ama gerçeğe uygun bir biçimde, aynı zamanda hem nesnel hem de öznel, hem tarihsel hem de varoluşsal, hem baskıdan yana hem de özgürlükten yana olabilir. Çünkü eleştirmenin seçtiği dil gökten zenbille inmez, çağının sunduğu birkaç dilden biridir, nesnel olarak, bilginin, düşüncelerin, ussal tutkuların tarihsel olgunlaşmasının sonucudur, bir zorunluk'tur; öte yandan her eleştirmen bu zorunlu dili, belli bir varoluşsal örgüte göre, kendi malı olan ussal edimin denenmesi, içine bütün derinliğini, yani yeğlemelerini, beğenilerini, dirençlerini, saplantılarını koyduğu bir deneme olarak seçmiştir. Böylece, eleştiri yapıtının bağrında, iki öykünün ve iki öznelliğin, yani yazarla eleştirmenin öyküleriyle öznelliklerinin karşılıklı konuşmaları başlayabilir. Ama bu karşılıklı konuşma bencilce şimdiki zaman içine sürülmüştür bütünüyle: Eleştiri, geçmişin ya da "öteki"nin gerçeğine bir saygı sunma değil, çağımızın anlaşılır'ının kurulmasıdır.


Künye: Barthes, Roland, "Eleştiri Nedir?", Çeviren: Tahsin Yücel. Türk Dili Eleştiri Özel Sayısı. Sayı 234, Mart 1971.