Dil ve Anlam
Nusret Hızır
 

Diller imlerle kurulmuş bütünlerdir. İmler kâğıt üzerinde hafif mürekkep yığını, hava dalgaları, tebeşir gibi fiziksel nesnelerdir. Bir fiziksel nesneyi im kılan olay, onun konu ile algılayan arasında aracı olmasıdır. İm türleri: 1. Duman ile yangın gibi imlik niteliklerini nedensel bağdan alanlar — bu gibi imlerin dilin yapısı ve kuruluşu ile ilgileri yoktur; Temsil ettikleri konu ile ilgileri nedensel olmayıp, sadece uylaşımsal olan imler — işte bunlara simge denir.

Dili meydana getiren imler birer simgedir ve bunların kullanılışı, dil kuralları denen kurallara bağlanır. ancak burada bir sınırlama yapmak yerinde olur; çünkü simgeler iki öbeğe ayrılmaktadır: 1. Nezaket kuralları, ritus'lar gibi, onları meydana getirecek bir türlü bağı alan ve bizde anlam uyandıran simgeler (bunlara ikon simgeleri denir); 2. Salt uzlaşımsal simgeler ki bunlara kimi kişiler semantik simge derler. Dil asıl bu ikincilerle kurulmuştur.

İkon simgeleri dilin kuruluşunda aslında temel taşı görevi üstlenmezler. Çünkü ne de olsa nedenseldirler; dil ise, bu tür simgelerin temelinde yatan nedenleri çok aşmaktadır. Böyle olmasa, belirli bir sözcüğün türlü anlamları, nüansları söz konusu olamaz. Ne var ki, dil bundan ötürü temsil ettikleri konularla hiçbir nedensel bağı olmayan, salt semantik simgelerle kurulmuş olmakla birlikte, gene de bu gibi ikon simgelerle doludur. Başka deyişle, salt semantik simgelerle kurulmuş doğal denen bir dil yoktur. Ancak mantık dizgesi gibi yapay dizgeler salt simgeseldirler.

Bütün bu olgular semantik'in, yani anlamın egemenliğini, her şeyin anlam için olduğunu, şimdi dendiği gibi, vurgulamaktadır. Bütün bu söylediklerim, besbelli, apaçık, orta malı doğrulardır; bu da dil olgusunun hepimizi çok yakından ilgilendirmesinden ileri gelmektedir. Özür dilerim ama gene de izninizle, bu gibi La Palice doğrularından birkaçını daha sunacağım.

Görülüyor ki dilin merkez sorunu —başlıca sorunu— anlam'dır. Her şey anlam için! Ancak, anlamla işleyebilmek için, ona işlemsel (operatif) olarak niteleyebileceğimiz bir tanım vermek gerekiyor. İlkin bir noktaya değinelim: Dilde tek başına alınmış sözcüğün anlamı söz konusu değildir. Ancak tümcenin anlamı olabilir. O halde anlam nedir? Bir tümcenin doğru ya da yanlış olduğu saptanabilirse, o tümce anlamlıdır. Burada hemen bir sorun beliriyor: "Nasıl bir tümce?" sorunu. Çünkü buyruklu (imperatif), sorulu (kuşku bildiren), ünlemli tümceler gerçek tümcedirler ama, kendi başlarına alınınca bu tanıma uymamaktadırlar. Tanım yalnız bildirili tümcelere, haber veren tümcelere uygulanabilmektedir. Öbürleri ancak bildiriye çevrilebilince tanıma uymaktadırlar; bu da tanımın uygulanma alanını hayli daraltmaktadır.

Zorluklar bununla da kalmıyor: Saptamaktan ne anlayacağız? Söz konusu olan ampirik saptama ise —ki bunun içinde ne türlü tutarsızlıklar sakladığı, yapılan uzun ve çetin tartışmalardan, çekişmelerden anlaşılmıştır— ampirik saptama, yapma dillere hiç uygulanamaz. Bunlarda büsbütün başka bir ölçüte: dizge içerisinde tutarlılığa başvurmak gerekiyor. Bu uzun ve çoğu zaman düşünceyi olumlu bir yere getirmemiş olan didinmeleri anlam uğruna çekilmiş bu sıkıntıları, burada yalnız anımsatıp geçiyorum. Yalnız bu arada kazanılmış olduğunu sandığım şu ilkeye kısaca değineceğim:

İki tümce, bütün olağan saptama çabalarında, doğru ya da yanlış olarak hep aynı sonucu verirse, bunlar eş anlamlıdır. Bu ilke Felsefe Tarihinde orta çağdan bu yana birkaç kez "entiam non sunt multilicandem praeter necessitalem" biçiminde dile getirilen kuraldan, Leibniz'in "identite des indiscernables" ilkesinden başka bir şey değildir.

Tanımın, kuramsal-bilimsel dizgelere uygulanmasında da önemli zorluklar belirmektedir. Çünkü kuramsal-bilimsel dizgeler, a) doğru ya da yanlış olması söz konusu olmayan metafizik dizgesi değillerdir, b) yapay dillerin ölçütü onlara uygulanamaz, çünkü ana tümceler analitik değil, sentetik önermelerdir, c) salt ampirik olmadıklarından, ampirik saptama da onlara doğrudan uygulanamaz.

Büyük bir kısıtlama da şu önemli ayrımdan doğuyor: Dilin iki ayrı görevi var: 1) Bilgi, düşünce alışverişi, 2) Belirli bir sanat dalına malzeme verme. Birincisi için, söz konusu tanım ve yöntem, türlü daralmalar koşulu altında bir ölçüde geçerli; ama ikincide herhangi bir biçimde ya da koşulda geçerli olması olanaksız. Çünkü yazın ve şiir alanı olan ikincide, dilin türlü öğeleri, sanatçının, üzerinde yapıcı, yaratıcı olarak işlediği birer nesne, birer şey'dir. Biraz önce simgelerin fiziksel şeyler olduğunu söyledim. Sanatta simge (örneğin sözcük), üstelik, ressamın boyası, yontucunun taşı, müzikçinin do'su, mi'si gibi bir nesnedir. Ama şu özellikle ki, bu nesnede öbür sanat dallarının malzemelerinde bu ölçüde bulunmayan bir içerik, bir ağırlık vardır. Sözcük ya da sözcükler topluluğu, ekonomik, toplumsal, tarihsel, duygusal, düşünsel yüklerle yüklü, dili konuşan insanların anıları ile doludur. Dilin birinci görevi yerine getirirken, simgelerin taşıdıkları bu ağırlıktan, tam değilse de yüksek oranda soyutlanılır. Bu ağırlık, sözcüklerin anlamlarında bir yere kadar gerçekleşen ve anlam saptamayı bir ölçüde olanaklı kılan değişmezliği altüst ettiği için sanat olarak dil alanının semantiğini büsbütün başka bir temel üzerinde kurmak gerekir.

Bütün bu çabalar, anlam için, anlam uğruna verilmiş çetin savaşlardır. Gene izninizle bir La Palice doğrusu söyleyeceğim: Dilin kendi yapısının dışında bir konusu vardır. Böyle bir dile konu (obje) dili denir. Ama konusu konu dili olan bir dile de üst-dil (meta-dil) denir. "İstanbul büyük ve güzel bir kenttir", "'İstanbul büyük ve güzel bir kenttir' tümcesindeki 'büyük' ve 'güzel' birer sıfattır" tümcesi, üst-dilden bir tümcedir.

Üst-dil, üç bölümden meydana gelir:

1. Sentaks: Sadece imlerle ilgilidir. Örneğin: (Demiri ısıtırsan genleşir) tümcesi, bir içermedir.

2. Semantik: Ayrıca açıklamaya gerek yok, ancak bir noktayı anımsatmak gerekir: 'Doğru' ile 'Yanlış' anlamın temelleri olduğuna göre , tümcenin doğruluğu ya da yanlışlığı doğal olarak mantığa girer.

3. Pragmatik: Dil ile onu konuşan topluluk vb. ilişkindir. Salt mantıksal inceleme dışında bir çok bilimsel disiplinin temeli ve dayanağı pragmatiktir.


Künye: Hızır, Nusret, "Anlam Dünyasında Bilim ve Teknoloji", Tan Aylık Düşün/Yazın Seçkisi. Sayı 6, Ekim 1982.