Saussure Dilbiliminin Temel Kavramları
Mehmet Rifat
 

aussure'ün [Okunuşu: Sasür] Genel Dilbilim Dersleri adlı yapıtı, yazılı metinleri inceleyen filoloji'nin ve karşılaştırmalı dilbilgisi çalışmalarının eleştirisiyle başlar. Dilbilimin inceleme konusunun tanımlanması, toplumsal bilimler arasındaki yerinin belirlenmesi, dili çözümleyecektemel kavram ve ilkelerin saptanması ve örneklendirilmesiyle sürer. F. de Saussure'ün dilin öz niteliği konusundaki bazı görüşleri W. von Humboldt'ta [1768-1835] (dili tutarlı bir bütünlük olarak ele alır ve devingenliğini ortaya koyar), W.D. Whitney'de [1827-1894] (dili toplumsal bir kurum olarak tanımlar) ve J. Baudouin de Courtenay'de [dilin ruhsal bir olgu olduğunu ileri sürer, dural dilbilimi savunur, tarihsel dilbilime karşı çıkar) de görülür. Ama Genel Dilbilim Dersleri'nin özelliği, bu yeni görüşleri ilk kez tutarlı ve düzenli bir biçimde işlemiş olmasıdır.

F. de Saussure'e göre, öncelikle dil olgusunun ne olduğunu tanımlamak gerekir; bu da ancak, dili oluşturan öğelerin belirlenmesini sağlayan bir yöntem aracılığıyla gerçekleştirilebilir. Bu aşama, dilin içten betimlendiği aşamadır. ikinci aşamada betimleme sonucu ortaya çıkarılan genel ilkelerden kalkılarak dille ilgili dış olguların incelenmesine geçilir. İşte Genel Dilbilim Dersleri bu ikili yaklaşımı sürdürür.

Şimdi yapıttaki temel kavramları, daha doğrusu dilbilimin evrimi açısından önem taşıyan kavramsal ayrımları vermeye çalışacağız:

dil/söz:

Dil, tek tek bireyleri değil, bütün toplumu ilgilendiren bir olaydır; bireyüstü bir dizgedir, bir soyutlamadır. ancak bu dizgenin varolmasıyla insanlar arasında bir bildirişim kurulur. Buna karşılık söz, dil dizgesinin özel ve değişken gerçekleşme biçimidir; daha doğrusu dilin somut kullanımıdır. Dil toplumsaldır (bellek olgusu), söz bireyseldir (yaratma olgusu). Bireysel söz, çok sayıda değişiklik gösteren bir olgudur, yan özelliklerin temel özelliklerle karıştığı bir edimdir. Bu nedenle, F. de Saussure bireyüstü ortak bir dizge olan dilin işleyiş kurallarına ulaşmaya çalışır. Bu da ancak somut konuşma biçimlerini inceleyerek olanaklıdır, dilin dizgesi yine sözlerin incelenmesinden çıkartılır. Ama dilin bireysel söz içindeki somut gerçekleşmesi, onu ancak dilin işleyiş kurallarına varma açısından ilgilendirir.

biçim/töz:

Her dilsel öğe, yani gösterge, başka öğelerle kurduğu bağıntılar ve işlevleri açısından ele alınmalıdır; dil dizgesinin işleyişi, dil dışı özelliklerle belirlenemez. Dil dizgesinin işleyişi bir satranç oyununa benzetilebilir; bu oyunda taşların hangi özdekten yapıldığı hiç önemli değildir. Bir başka deyişle, taşların fiziksel özelliklerinin, satranç oyunu, satranç kuralları açısından hiçbir önemi yoktur. Bir dizge olan dilde de, göstergenin özdeği değil, kurduğu ilişkiler önemlidir. Bir başka değişle, dil bir töz değil, bir biçim'dir.

gösterge: gösteren/gösterilen:

Toplumsal bir dizge olan dil, F. de Saussure'ün gösterge diye adlandırdığı birimlerin kendi aralarında kurdukları ilişkilerden doğar. Dilsel gösterge, birbirinden ayrılamayan iki özelliğin kaynaşmasından oluşur: Bir yanda işitim imgesi vardır, bir yanda da bir kavram. Genel Dilbilim Dersleri'nde bu iki özellik gösteren ve gösterilen diye adlandırılır.

nedensizlik ve çizgisellik:

Gösteren/gösterilen özelliği dilsel göstergelerin hem nedensiz hem de çizgisel olmasını sağlar. Dilsel gösterge, nedensizdir; çünkü gösterilen (kavram) gösterene (işitim imgesi) saymaca, uzlaşmalı bir biçimde bağlanır; bu bağ, doğal değil toplumsaldır. Gösterge, bireyin özgür gerçekleştirmesinden değil de, dil dizgesinden kaynaklanan toplumsal ve ruhsal bir kendiliktir. Öte yandan, gösterenin işitselliği zamanın dizilişi içinde gerçekleşir; bu da göstergenin çizgisel olmasını sağlar. İşte bu özellik dil diye adlandırılan göstergeler dizgesine, öbür göstergeler dizgesi arasında bir ayrıcalık kazandırır.

eşsüremlilik/artsüremlilik:

Dil dizgesinin incelenmesi, bu dizgeyi yaratan tarihsel ve toplumsal olguların soyutlanmasını gerektirir. Evrimin dil dizgesini etkilememesi için sınırlı bir zaman dilimi içindeki dil kesiti incelenir. Böylece birbirine karşıt iki dilbilim anlayışı ortaya çıkar: eşsüremli dilbilim (betimsel dilbilim) / artsüremli dilbilim (tarihsel dilbilim). Eşsüremli dilbilim, aynı zamanda kesiti içinde yer alanve bir dizge oluşturan dilsel öğeleri inceler. Artsüremli dilbilimse, dilin birbirini izleyen aşamalarını, bir başka deyişle tarihsel evrimini inceler. Eşsüremli dilbilim, artsüremli dilbilimi dışlamaz. Yöntemsel açıdan, artsüremli boyut, eşsüremli boyuttan sonra gelir. Çünkü, artsüremli inceleme, eşsüremli dizgelerin incelenmesini gerektirir; ancak eşsüremli incelemeden sonra, dizgelerin evremsel yasaları saptanabilir.

değer:

Dilsel gösterge, değerini içinde bulunduğu bütündeki öbür öğelerle kurduğu bağıntılara göre kazanır. Daha doğrusu, herhangi bir öğeye verilen değer, ancak belli bir dizgeye göre varolabilir.

dizimsel/çağrışımsal:

Dilsel değer kavramı iki bağıntıya göre belirlenir: Dizimsel bağıntılar, aynı söz zinciri içinde birlikte varolan birimler arasındaki bağıntılardır; çağrışımsal bağıntılarsa, bir söz zincirinde birbirinin yerini alabilecek birimler arasındaki bağıntılardır: Daha değişik bir söyleyişle, her dilsel birim, konuşucuda ya da dinleyicide başka özellikler çağrıştırır. (Çağrışımsal bağıntılara dizisel bağıntılar da denir.)

dilbilim/göstergebilim:

Doğal dil dizgelerini inceleyen dilbilim, F. de Saussure'e göre, toplumsal yaşam içindeki bütün gösterge dizgelerini inceleyen ve daha geniş bir bilim dalı olan göstergebilim içinde yer alır.


Künye: Rifat, Mehmet. Dilbilim ve Göstergebilim Kuramları, Yazko Yayınları, 1983.