İşte bitti. Bu öğleden sonra bütün askerler kendi yollarına gittiler ve kalan bizleri vahşi ve sessiz ormanda boş bir duyguyla bıraktılar. Hepsi ayrıldı ama gölgeleri hala burada bütün yollarda, klinikteki bütün sandalyelerde ve bütün şu güzel aşk şiirlerinde. Tuan’ın “Herkes hazırlansın!” emrini duydum. Amerikan bezinden yapılmış çantaları iyi değildi ama omuzlarında çok şık duruyordu. Herkes bir kez daha elimi sıkmak ve hoşçakal demek için önümde sıra oldu.

Birdenbire garip bir hatıra zihnimden geçti, ırmaktaki uzun yağmurlu günlere ait bir hatıra. Ve herkese hoşçakal bile diyemeyecek kadar ağlamaya başladım. Pekala, gidin bakalım. Umarım sizinle yeniden sevgili Kuzey’de karşılaşacağız.

Bütün gün ve gece Sang’ın ameliyatı yüzünden kaygı duydum. Bu öğleden sonra Sang’ı oturuyor görünce nasıl sevindim anlatamam; yüzü yorgun ve acılı görünüyordu ama zoraki gülümsemesi hala dudaklarındaydı. Sevgi ve inançla elimi yumuşak bir şekilde tuttu. Oh! Bu yaralı asker ne kadar da cesur! Sana vahşi ve derin bir sevgiyle ihtimam gösteriyorum: bir tıp doktorunun hastasına duyduğu sevgiyle, (gerçi Sang benimle yaşıt ama) bir ablanın genç hasta erkek kardeşine duyduğu sevgiyle. Ve bu sevgi diğerlerinden çok daha özel, çünkü bu sevgide hayranlık var. Bunu endişeli gözlerimde görebiliyor musun? Solgun, yaralı ve sıska eline yumuşak dokunuşumu hissediyor musun? Umarım yakında iyileşir ve savaşa geri dönersin... Bu arada yaşlı annen her saniye seni bekliyor olacak.