Ky ve Phoung’u uğurladım. Onlarla bir yıldır beraberim ve bu dost insanların sevgisini anlıyorum.

Veda partisinden sonra, gecenin ilerleyen bir vaktinde Ky odama geldi. Ne diyeceğimizi bilmiyorduk: yüzlerimizde defter, ellerimizde kalem, ama bütün kelimeler anlamsız. Çok az bir zaman kaldı ve o bütün bu önemli şeyleri yazmak istiyordu. Ama bunu niye yapmadı? Birçok uykusuz gecenin yorgunluğu çökmüş zayıf yüzündeki hüzünlü gülümseyişle veya kanlanmış gözleriyle mi bana bunları anlatmak istedi? Beni ince kollarıyla kucakladı. Bunu hep yapardı... ama bugün heyecanlandım. Öğleyin ayrıldı. Onu uğurlayıp geri döndüğümde Lien’e gönderdiği bir kağıt buldum. Okuduklarım içimdeki bütün karamsar duyguları dağıttı. Birkaç satıra şunları yazmıştı: “Sen ve Tram birbirinize sadakatle bakmalısınız. Tram buraya kendi başına geldi. Evden çok uzakta ve sahip olduğu tek şey arkadaşları...” Sevgili kardeşim Ky! Sana çok teşekkür ediyorum. Bana gösterdiğin ilgiyi asla unutmayacağım!

Bu son kez Phoung’la kucak kucağa yattığımızda, onun konuşmasını sessizce dinlerken sıcak gözyaşları yüzümden akarak onun yüzüne döküldü. Sevgili arkadaşım! Bugün bile hala Parti’nin üyesi değilim. Bu ne kadar acı!