Sabahın erken saatleri, yağmurdan sonra bütün ağaçlar yemyeşil ve ışıl ışıl. Hava açık ama kalbim hatıralarla dolu. Kuzey’i çok özlüyorum. Yağmurdan sonra ışıyan yeşil yapraklarıyla ağaçları özlüyorum. Sabahın erken saatlerindeki temiz asfalt yolları özlüyorum. Basit ama sıcacık odamı, kahkahaları, evin orta yerindeki radyodan gelen spikerin sesini özlüyorum. Annemleri, Phuong’u ve Kuzey’deki insanları özlüyorum. Silahlar ne zaman susacak, ne zaman sevgili Kuzey’e dönebileceğim? Tekrar birlikte olup olmayacağımızı bilmiyorum. Savaşta herkes kaybediyor: Ateş ve duman içindeki Güney’de ailelerin neredeyse hepsinin yas tutmak için bir sebebi var. Ölüm ve keder Güneyliler’in zihnine çöreklenmiş durumda. Ama kederleri arttıkça nefretleri ve mücadele azimleri de artıyor. Buradaki insanların hayatı ve durumu benim için çok değerli bir ders. Bu senin için bir şeref değil mi Thuy?

Thao Amca’nın bana yazdığı mektup şöyle: “Sakın üzülme Thuy. Burada herkes sevgili Güney’e gözlerini çevirmiş durumda; orada herkesin en az bir akrabası savaşıyor.”

Muzaffer olacağımı bekleyerek ve buna inanarak herkesi arkamda, Kuzey’de bıraktım. Geçen kuru mevsimde muzafferdim ülkenin bütüne zafer getirmek için hala çok çalışmam lazım. Öyleyse sevgili Thuy, lütfen kendini tut ve yüreğini burkan acıyı unut. Lütfen yüzünü hergün kamufle eden gülücüklerin gibi mutlu ol. Kimsenin sana sessizce üzüntün hakkında bir şeyler sormasına izin verme. Yüzünden hiç eksik olmayan gülümsemenin ardındaki acıyı saklamayı neden beceremiyorsun?