Babasının öldüğü haberini aldıktan sonra Thuan yatağa kapandı ve ağladı. Kendini kontrol etmeye çalıştı ama ağlamayı sürdürdü. Thuan gibi güçlü bir adamın ağlaması beni üzdü. Onun için üzülüyorum ama ne diyeceğimi bilemiyorum. Thuan çok gençken annesini kaybetmiş. Babası üç çocuğuna bakabilmek için çok çalışmış. Sonra ablası bundan iki hafta önce bir yangın sırasında hayatını kaybetti ve geride dört küçük çocuk bıraktı. Bu durum, bu genç adamın güzel gözlerinde zaman zaman beliren bir üzüntüye neden oluyor. Thuan’ın kendinden küçük olan kızkardeşi ise henüz yeniyetmelik çağlarında olduğu halde tıpkı onun gibi evini terketmiş ve kardeşini izleyerek bir devrimci olmak için gerillalara katılmış.

Daha ilk gördüğüm gün Thuan’dan hoşlandığımı hissettim. Derslerine iyi çalışıyor, işine bağlı ve çevresindekilerle nasıl geçineceğini biliyor. Şimdi onu teselli etmek için ne söyleyebilirim? Babası öldükten sonra üç kardeşine kim bakacak? Eve ve tarlalara kim bakacak? Ben bile hâlâ nasıl bu türden bir karar vereceğimi bilmiyorum. Thuan ağladığını belli etmemeye çalışarak karşımda oturuyor ve zorlukla konuşuyor: “Birkaç günlüğüne eve gidip işleri yoluna koyup geri dönmeme izin verir misin? Evde bir inek, bir manda ve pirinç tarlaları beni bekliyor. Lütfen kardeşim, anla beni.” Başka neler söylemek istiyordu bilmiyorum. Ama daha fazla konuşmadı. Eline hafifçe vurdum ve şöyle dedim: “Genç kardeşim, eve git ve kararlarını ver. Derslerini merak etme. Onlara çalışmaya sonra da devam edebilirsin.”

Git lütfen. Ateş ve kanla örülü bu şerefli yolda, üzerinde yürümeyi seçmiş olduğun bu yolda çalışmaya ve yürümeye devam et.