Hasta yatağında yatan Lam’ın yanıbaşına oturdum. Bir şarapnel parçası omuriliğine isabet etmişti. Bu acımasız şarapnel parçası bedeninin yarısını öldürdü. Lam’ın göğsünden aşağısı felç olmuş durumda ve geri kalanı da acı içerisinde. Lam 24 yaşında. Pho Van’dan bir kamu sağlığı görevlisi. Görevi başındayken düşmanlar peşine düşmüş, bir tilki deliğine saklansa da Amerikalılar tarafından yakından takip edilmiş.

Küçük bir şarapnel parçası az daha onu öldürüyormuş, ama ölmemiş. Orada kırılmış bir omuriliğiyle öylece yatıp ölmeyi beklemiş. Kuzey’deki hastanelerin bile iyileştiremeyeceği Lam için elbetteki burada yapabileceğimiz bir şey yok.

Lam bunu anlıyor ve bu yüzden de çok üzgün. Bu öğledensonra, yanıbaşında otururken bana okumam için genç karısı Hanh’tan gelen bir mektubu verdi. Alçak bir sesle bana şunları söyledi: “Kardeşim, hepiniz ve ailem çok çaba harcıyorsunuz, iyi ama ne için? Her halükarda öleceğim. Yaşamım sizin için ve ailem için eziyetten başka bir şey değil.” Bir gözyaşı damlası göğsünden aşağı doğru döküldü. Lam için çok üzgündüm ama ona ne söyleyeceğimi bilemiyordum. Eğer onun durumunda olsaydım, ben de aynı şeyleri söylerdim. Ama ona cesaret verici bir şeyler söyleyemedim. Aman Tanrım! Savaş ne kadar nefret dolu bir şey; ve nefret arttıkça şeytanlar savaşmaya daha hevesli oluyorlar. Bizim gibi iyi insanları vurmaktan ve öldürmekten neden keyif alıyorlar? Lam, Ly, Huong ve diğer binlercesi gibi yaşamayı seven, bir çok umutlar için mücadele eden ve yaşayan bütün bu genç insanları nasıl öldürebiliyorlar.