Khiem’e hoşçakal dedim. O, bu destansı topraklar uğrunda kendini feda etmiş bir arkadaşım. Sevgili Khiem, son nefesime kadar senin öcünü almak için çaba harcayacağıma yemin ederim.

26 Ekim 1967 günü öğleden sonra Pho Hiep’ten ayrıldım. Thuong’un evinin bahçesi uğurlamaya gelenlerle kalabalıktı. Heyecandan elim ayağıma dolaşmıştı, ne yapacağımı bilemiyordum. Thuong’un annesinin yanıbaşına oturdum ve sepete koymak üzere yerden bir patates aldım. Başımı kaldırdığımda birdenbire bana sevgiyle bakan büyük, kara ve güzel gözleri görünce şaşırdım. Bunlar Khiem’in gözleriydi.

Khiem’i 1967 yılının kuru mevsiminde, Pho Khanh’da çalışmak üzere geri döndüğümde tanıdım. Bu genç öğretmen bütün canayakınlığı ve sevgisiyle yanıma geldi. Siperlerdeki günler sırasında ona Pavel’den ve sevdiğim şiirlerden  söz ettim.

Adını biliyorum, çünkü o bir kadın kahramanın adı
Pirinç tarlasının yanında beyaz bir mezar taşı var
Birbirimizi özlediğimizde seni çağırıyorum yoldaş,
Bin kalpte bir kalp.

Khiem “Dağ Tepesi” ve “Memleket” şiirini de seviyordu. Sonra Khiem bana öğrencilik yıllarını anlattı — hapiste olduğu ve hapisten çıktığı zamanları... Khiem 3 yıl boyunca hapiste kalmıştı. Hue Eyaletinin bütün hapishanelerinde yatmıştı. Haydut Amerikalılar onu birçok kez dövdü. Orada bulunduğu süre içerisinde neredeyse bir deri bir kemik kaldı.

Başlangıçta ona öylesine bir sevgi duymuştum ama sonradan çok yakın ve gerçek birer dost olduk. Bir süre deltada çalıştık, sonra ben üsse geri döndüm. Ayrılalıberi neredeyse bir yıl oldu, ama birbirimizden ayrıldığımız gün bana üzgün ve gözyaşlarıyla dolu kara gözleriyle bakışı hiç gözlerimin önünden gitmiyor.

Bir daha buluşamayacağımızı kim bilebilirdiki? İşte Khiem öldü! Bir gün Khiem’in saklandığı tilki deliğine isabet eden düşman ateşi siperi açığa çıkardı. Khiem dışarı fırladı ve elindeki tek el bombasını düşmanın üzerine fırlattı. Bunun üzerine kana susamış şeytanlar siper aldılar. Khiem kaçmaya başladı, ama el bombası patlamadı. Haydutlar yerlerinden kalkarak onu takip ettiler. Ateş ettiklerinde Khiem yere düştü. Kana susamış şeytanlar onu doğramak için yanına vardılar ama çoktan ölmüştü, sevecen kara gözleri nefretle açık duruyordu. Kara saçları kana ve toprağa, bu cesur gencin vatanının toprağına bulanmıştı. Kana bulanmış gri üniforması delik deşik olmuştu.

Khiem canını feda etti! Haberi duyduğumda şaşırdım ve inanamadım. Doğruluğunu anladığım ilk anda, hep yaptığım gibi, ağlamadım. Kendimi tutmaya çalıştım. Ama dakikalar geçtikçe içimdeki keder gitgide büyüdü ve sonunda gözyaşlarına boğuldum. Gecenin bir yarısı kendi başıma ağladım, tuzlu gözyaşlarım yüzümden aşağı akıp elbisemi ıslatıyordu.

Sevgili Khiem, artık sana söyleyeceklerimi nasıl duyacaksın? Ama lütfen intikam yeminimi duy, hüzün ve keder içerisinde ettiğim bu yemini, yüreğimdeki nefretle ettiğim bu yemini ve bitmeyen bir sevgiyle ettiğim bu yemini duy. İşitiyor musun beni Khiem, kalbimdeki ölümsüz dostum benim...

Khien’in 25 Ekim 1967 tarihli bir şiiri:

Sevgili Thuy, ayrılırken ardımda birçok hatıra bırakıyorum.
Buruk kalplerimizde sevgi var.
Thuy’a duyduğum sevgi ve özlem ne zaman bitecek?
Son nefesim sevgiyle olacak.

Khiem’den o gün ayrıldım, yeniden bir araya gelmek umuduyla... Şimdi... kim bilebilirdiki bunun birbirimize son kez hoşçakal deyişimiz olacağını.