Bu öğle sonrası insanların sesleriyle dolu olan orman birdenbire sessizliğe büründü. Sadece ağaç tepelerindeki rüzgârın ve çevredeki ağustos böceklerinin sesi duyuluyor. Soğuk esen rüzgar bir fırtınanın mı habercisi yosa bu bir güz rüzgarı mı? Birdenbire soğuğun bedenimi hissisleştirdiğini hissettim, kalbimi de öyle.

Onları özledim. Sonbaharın başlarında bir öğle sonrası Ha Noi’nin dışındaki pirinç tarlaları üzerinde kasvetli bir ay ve sis var. Yatakhaneden doğru yolda bisikletimi sürüyorum. Ağaçların arasından esen rüzgâr içimi ürperiyor. Hayır, bu öğle sonrası rüzgârın soğuk olması ve kalbimin soğuk olması sevgilimle birlikte olmadığımdan dolayı değil, ama sevdiğim bütün diğer insanları özlediğimden dolayı. Kim bu insanlar? Kuzeydeki Annem, babam, kardeşlerim ve amcam. Ve deltada kendilerini bir ölüm-kalım mücadelesinin içine atan kardeşlerim var. Yarınki zafer için ölmüş olan yoldaşlarım var. Başka? Bir şeyler öğrenmek için çevremde toplanan genç meslektaşlarım var. Bütün bu insanlara çok düşkünüm. Onlardan uzakken onları çok ama çok özlüyorum. To Huu bana “İnsanları sevgilini özler gibi özlüyorsun” diyor.

Onun bu söylediğine katılmıyorum, çünmü M.’yi artık o kadar özlemiyorum ve zihnim beni onu unutmaya zorluyor. Eğer To Huu haklıysa, o halde M. sevgilim değil. Birbirimizi o şekilde sevmiyoruz. O benim sadece arkadaşım, hepsi o kadar.