Thuan’a hoşçakal dedim. İkimiz de bir şey diyemedik. İşte gidiyorsun. Ben seni merak edeceğim ve adım adım takip edeceğim. Görünüşe bakılırsa, düşman silahları Pho Cuong’a çok yakın. Seni bekleyen binlerce tehlikeyle birlikte gidiyorsun. Nasıl olur da seni merak etmem?

Bana gelince, senin sessizliğini anlıyorum. Orada kollarını birbirine bağlamış duruyorsun ve gözlerin bana bakıyor olsa da bir şey söyleyemiyorsun. Aramızda geçen konuşmaları düşünüyorum. Bana dünyadaki her şeyden çok sevgi duyduğunu söyledin, tıpkı Khiem’in beni önceden sevdiği gibi. Bana yaşamının sadece işine odaklandığını söyledin. İyi de, o zaman nasıl oluyor da bana sevgi duyuyorsun?

Dinliyorum ve bu beni duygulandırıyor. Sana inanıyorum ama hâlâ kendimi sorguluyorum. Bu gerçek mi? Beni neden seviyorsun? Ya da bu Devrim’e hizmet edenlerin en büyük ödülü mü? Birdenbire insanların bütün yaşamlarını Devrim’e sadık kalmak adına nasıl feda edebildiklerini anladım. Devrim onları yüceltiyor ve güzelleştiriyor ve onları birbirine bağlayarak dünyadaki her şeyden daha güçlü kılıyor. Devrim ailesinde yaşamaktan daha onurlu ne olabilir?