Sana hoşçakal dedim. Her hoşçakal deyişimde sevgimizin daha derinleştiğini hissediyorum. Seni kalbimde tutarak ve gözlerini öperek şunu hissediyorum ki birlikte olduğumuz şu anları kimse unutturamaz.

Birçok kez bana seni neden sevdiğimi soruyorsun. Niye mi? Zorluklarla dolu yaşamın yüzünden, tehlikeyle karşılaştığındaki cesaretin yüzünden, yaşamın yalnız ve kasvetliyken kalbinin bir sevgi için umutları olması yüzünden… Elbetteki bütün yoldaşların tarafından seviliyorsun, ama yine de gerçek bir sevgiye ihtiyacın var.

Sana takdir, inanç ve garip bir sevgiyle geldim. Seni Nghia ve Khiem’den daha fazla sevdiğimi söylemedim ama şunu söyleyebilirim ki seni gerçekten derilemesine ve sonsuza dek seveceğim. Elimi tuttun ve bana şöyle dedin: “Lütfen bana inan ki şimdi ve gelecekte hiç kimseyi annem ve babam hariç senden daha fazla sevmeyeceğim.” Seninle birçok kez konuştum ama sen düşünceni değiştirmedin — bu düşkünlüğün gerçekçi olmadığını düşünüyorum. Ne diyebilirim ki? Evet! Sana inanıyorum ve bana yönelik yüce ve kutsal sevgine karşılık vermeye çalışacağım. Sen sevdiğim genç adam, sen Devrimcilerin sevgisini ışıldatan bir ateşsin, bu öylesine bir sevgi ki önceleri bunu sadece genel ve soyut bir şekilde anlıyordum.