Bon 21 yaşındaydı ve savaşta tam yedi kez yaralanmıştı. Bu genç casus takım komutanını hiçbir zaman unutmayacağım. Bon’la ilk kez ayağında ufak bir yarayla geldiğinde karşılaşmıştım. Birkaç gün sonra ayağı tam iyileşmediği halde gitmişti. Bir ay kadar sonra geri döndü. Bu kez omzundan yaralanmıştı, çok kan kaybettiği için solgun ve yorgundu, ama ameliyattan sonra yüzünde haylaz bir gülümsemeyle uyandı. Yarası çok acı veriyor olmasına rağmen ağlamadı ve tek düşündüğü savaşa geri dönüp dönemeyeceğiydi. Onu her ziyaret edişimde saçlarını okşuyor ve şöyle diyordum: “Üzülme, inanıyorum ki hâlâ silah tutabilir ve savaşabilirsin.”

Başka bir gün onu askerî bir operasyon sırasında elinde silahıyla gördüm, beni görünce sevindi ve şöyle dedi: “Günaydın, doktor. Baksana elim gayet iyi şimdi.” Elini kaldırdı ve omzunun normal bir şekilde hareket edebildiğini söyledi. Güldüm ve bu genç özgürlük savaşçısının al yanaklarındaki haşarı gülümseyişe baktım.

Bugün hastaneye yüzü çok solgun bir şekilde döndü. İnlemeksizin sessizce uzandı. Bir ayağı mayın patlamasıyla yaralanmıştı ve pantolonundan kanlar akıyordu. Ben ve diğer yoldaşım büyük bir üzüntü içerisinde büyük bir uğraş vererek ayağını kesmek zorunda kaldık. Sonrasında hâlâ gülümseyerek şöyle dedi: “Şimdi yüzde seksen yaşayabilir belki.” Ama sonunda başaramadı, çok fazla kan kaybettiği için gücünü koruyamadı.

Sevgili Bon, kanın bu vatan topraklarına aktı. Kalbin artık atmıyor ama senin sayende bu ulusun kalbi her zaman atmayı sürdürecek.

Bon ölmüştü, gözleri sanki uyuyormuşçasına kapalıydı. Onun yanında oturmuştum ve gözyaşlarım onun başına dökülüyordu. Saçına dokundum ve sanki hâlâ yaşıyormuş gibi görünüyordu. Hayır! O ölmedi. Bon hâlâ kalbimde yaşıyor ve bütün yoldaşları bu ölüm-kalım savaşında onunla birlikteler.

Kalbim onun için büyük bir üzüntüyle dolu. Ama düşman için duyduğum nefret bundan bin kat fazla. Bon’a bakarken hergün düşmanla savaşan ve ateşler ve bombalar arasından geçen bütün sevdiğim genç insanları düşünüyorum. Bu günlerde düşman Pho Cuong’da büyük bir şiddetle saldırıyor. Thuan’ın ölmesine defalarca ramak kaldı. Tanrım! Bu kana susamış askerler kaldıkça üzüntümüz devam edecek. Bu köpekler ölünceye kadar savaşmaktan başka bir seçeneğimiz yok.